Seçim sonuçlarının İran-ABD ilişkilerinin seyrini nasıl etkileyeceği, Kongre’de oluşan yeni çoğunluğun yanı sıra Washington ve Tahran’ın bu siyasi tabloya vereceği karşılıklara bağlı olacaktır.
Trump’ın Seçim Yenilgisini Tahran Nasıl Okuyor ve Ne Öngörülüyor?
ABD’de 3 Kasım’da yapılan ara seçimler, İran’da savaşın geleceğine ve Washington’un Tahran politikasına olası etkileri bakımından yakından takip edildi. Seçimlerin ardından açıklama yapan İranlı yetkililer, Cumhuriyetçilerin ağır yenilgisini büyük ölçüde İran’la yürütülen savaşın ABD’de yarattığı ekonomik ve siyasi maliyetlere bağladı. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim, yükselen enerji fiyatları, artan yaşam maliyetleri ve savaşın bütçeye getirdiği yükün Amerikan kamuoyunda Trump yönetimine yönelik tepkiyi artırdığını savunan yetkililer, seçim sonuçlarını bu tepkinin bir yansıması olarak değerlendirdi. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Amerikalıların “vicdan veya hayat pahalılığı nedeniyle savaşa hayır dediği” yönündeki açıklaması, bu yaklaşımın en açık ifadelerinden biri oldu. Millî Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai ve Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei de seçim sonuçlarını Trump yönetiminin İran karşısında askerî kayıplarının ardından siyasi bir yenilgi daha yaşadığı şeklinde yorumladı.
Bu değerlendirmeler, Tahran’ın savaş boyunca izlediği stratejiye ilişkin beklentileriyle de örtüşmektedir. İranlı karar alıcılar, Hürmüz’deki gerilimin ve savaşın ekonomik maliyetlerinin zamanla Washington üzerindeki iç siyasi baskıyı artıracağını öngörmekteydi. Cumhuriyetçilerin seçimlerde yaşadığı kayıp, bu nedenle İran’da söz konusu stratejinin Amerikan iç siyasetinde sonuç vermeye başladığının göstergesi olarak yorumlanmaktadır.
Bununla birlikte İran’ın resmî yaklaşımında daha ihtiyatlı bir değerlendirme de öne çıkmaktadır. Devrim Rehberi Mücteba Hamenei, seçim sonuçlarına doğrudan değinmemekle birlikte ABD’deki parti ve yönetim değişikliklerinin Washington’ıun İran’a yönelik temel politikasını değiştireceği beklentisine karşı çıkmıştır. Hamenei, Amerikan iç siyasetindeki gelişmelere güvenmenin veya taviz vererek ABD’nin İran’a yönelik düşmanca tutumuna son verilebileceğini düşünmenin yanlış olduğunu vurgulamıştır. Dolayısıyla Tahran’ın seçim sonuçlarına ilişkin ilk değerlendirmelerinde iki düşünce bir arada bulunmaktadır: Cumhuriyetçilerin yenilgisi, savaşın ABD iç siyasetindeki maliyetlerinin arttığına işaret eden bir gelişme olarak görülmekte, ancak bu sonuç, Washington’un İran’a yönelik baskı politikasının sona ereceği veya askerî tehdidin ortadan kalkacağı şeklinde yorumlanmamaktadır.
İran’da seçim sonrası beklentiler
İran basınında ve siyasi çevrelerde Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisinin nedenlerine ilişkin değerlendirmeler büyük ölçüde örtüşmektedir. Farklı siyasi eğilimlerden yayın organları ve yorumcular, savaşın uzaması, yüksek enerji fiyatları ve artan ekonomik maliyetlerin Trump yönetimi üzerindeki iç siyasi baskıyı artırdığı görüşünde birleşmektedir. Buna karşılık seçim sonuçlarının İran açısından ne anlama geldiği ve Washington’un bundan sonraki süreçte nasıl bir politika izleyebileceği konusunda farklı yaklaşımlar öne çıkmaktadır.
Müesses nizama yakın ve muhafazakâr çevreler, seçim sonuçlarını İran’ın savaş boyunca gösterdiği direnişin ve kullandığı baskı araçlarının Washington üzerinde yarattığı ekonomik ve siyasi maliyetlerin bir yansıması olarak değerlendirmektedir. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim, yüksek enerji fiyatları ve İran’ın askerî caydırıcılığı, Trump yönetiminin iç siyasi hareket alanını daraltan başlıca etkenler arasında gösterilmektedir. Bu çerçevede Cumhuriyetçilerin yenilgisi, Tahran’ın mevcut tutumunu sürdürmesi gerektiği yönündeki görüşleri güçlendirmiştir. Bununla birlikte söz konusu çevreler, Demokratların Kongre’de çoğunluğu elde etmesinin İran’a kalıcı bir güvenlik güvencesi sağlamayacağını vurgulamakta ve askerî hazırlık ile caydırıcılığın korunmasını gerekli görmektedir.
Reformcu ve daha ılımlı çevreler ise Kongre’de değişen güç dengelerinin diplomasi açısından yaratabileceği imkânlara odaklanmaktadır. Demokratların Kongre’de çoğunluğu elde etmesinin bütçe, savaş harcamaları ve yürütmenin denetlenmesi gibi alanlarda Trump yönetiminin hareket alanını sınırlandırabileceği değerlendirilmektedir. Ancak bu çevrelerde de seçim sonuçlarının savaşı kendiliğinden sona erdireceği yönünde bir beklenti bulunmamaktadır. Başkanın askerî yetkilerini koruması ve yeni Kongre’nin göreve başlamasına kadar geçecek dönemde Trump yönetiminin yeni bir askerî hamleye yönelebilme ihtimali, dikkate alınan başlıca risklerdir. Dolayısıyla seçimler diplomatik girişimler açısından yeni fırsatlar yaratabilecek bir gelişme olarak görülse de askerî tehditlerin ortadan kalktığı düşünülmemektedir.
İran’daki siyasi tartışmanın merkezinde, seçimlerin ortaya çıkardığı yeni koşullar karşısında Tahran’ın nasıl bir tutum benimsemesi gerektiği sorusu bulunmaktadır. Muhafazakâr çevreler, Cumhuriyetçilerin yenilgisini mevcut baskı ve caydırıcılık politikasının sürdürülmesini destekleyen bir gelişme olarak yorumlarken reformcu ve ılımlı çevreler, Washington’un iç siyasi sınırlamalarından yararlanılarak diplomatik girişimlere ağırlık verilmesini savunmaktadır. Bununla birlikte her iki yaklaşım da Kongre’deki güç dengelerinin değişmesinin Trump yönetiminin askerî seçeneklerini ortadan kaldırmadığı konusunda birleşmektedir.
Ara seçimler İran-ABD hattında neyi değiştirir?
Ara seçimlerin İran-ABD hattındaki en önemli sonucu, savaşın Washington açısından sürdürülebilirliğini daha tartışmalı hâle getirmesidir. Cumhuriyetçilerin ağır yenilgisi, İran savaşının enerji fiyatları, yaşam maliyetleri ve seçmen davranışı üzerinden ABD iç siyasetine doğrudan yansıdığını göstermiştir. Trump’ın seçim sonrasında savaşın Cumhuriyetçilerin kaybında rol oynadığını kabul etmesi de bu bağlantıyı güçlendirmiştir. Bu durum, bundan sonra alınacak askerî kararların da aynı siyasi maliyet hesabından bağımsız olmayacağı anlamına gelmektedir. Özellikle Hürmüz’de yeni bir gerilim veya savaşın genişlemesi sonucunda enerji fiyatlarının yeniden yükselmesi, Trump yönetimi açısından seçimlerde karşılaştığı sorunların daha da ağırlaşmasına yol açabilir.
Demokratların Kongrenin iki kanadında çoğunluğu elde etmesi bu baskıyı orta vadede daha da artıracaktır. Yeni Kongre bütçe, savaş harcamaları ve yürütmenin denetlenmesi konusunda Trump yönetiminin hareket alanını daraltabilecek araçlara sahip olacaktır. Ancak bu yeni denge ocak ayında Kongrenin göreve başlamasıyla birlikte etkisini daha belirgin biçimde gösterecektir. O zamana kadar Trump başkanlık ve başkomutanlık yetkilerini korumaktadır. Bu nedenle seçimlerin ortaya çıkardığı tablo kısa ve orta vadede farklı sonuçlar üretebilir. Orta vadede uzun süreli bir savaşın siyasi ve ekonomik maliyeti yükselirken kısa vadede Trump’ın yeni Kongre göreve başlamadan önce askerî seçenekleri kullanma ihtimali gündemde kalmaktadır. Bazı değerlendirmelerde Trump’ın seçim yenilgisinden sonra güçlü bir askerî hamleyle İran üzerinde baskıyı artırabileceği ve ardından bunu bir “zafer” olarak sunarak savaştan çıkmaya çalışabileceği ihtimali de dile getirilmektedir.
Seçim sonuçları Tahran’ın hesaplarını da etkilemektedir. İran yönetimi Cumhuriyetçilerin yenilgisini Hürmüz, enerji fiyatları ve savaşın diğer maliyetleri üzerinden Washington’a uygulanan baskının sonuç verdiğinin göstergesi olarak okuyabilir. Böyle bir değerlendirme, Tahran’ın mevcut taleplerinde daha ısrarcı davranmasına ve ABD’nin ilk adımı atması gerektiği yönündeki tutumunu daha da güçlendirmesine yol açabilir. Nitekim İran tarafında seçim sonrasında belirgin bir rahatlama görülmemekte; diplomatik temasların sürdürülmesi gerektiği düşüncesiyle yeni bir saldırıya karşı askerî hazırlığın korunması gerektiği yaklaşımı birlikte varlığını sürdürmektedir. Diğer bir ifadeyle Tahran seçim sonucundan memnuniyet duymasına rağmen yeni bir çatışma ihtimaline karşı yüksek alarm durumunu korumaktadır.
Bu durum seçim sonrasında ortaya çıkan temel açmazı da açıklamaktadır. Washington açısından savaşın artan iç siyasi maliyeti diplomatik bir çıkışı daha gerekli hâle getirirken Tahran aynı gelişmeyi kendi pazarlık gücünün arttığı şeklinde değerlendirebilir. Böyle bir durumda tarafların diplomasiye olan ihtiyacı artmasına rağmen uzlaşı için gerekli tavizleri verme isteği aynı ölçüde artmayabilir. Son günlerde askerî tehditlerin ve diplomatik girişimlerin eş zamanlı biçimde sürmesi de bu tabloyla uyumludur. Katar ve diğer bölgesel aktörler üzerinden yürütülen temaslar devam ederken taraflar temel başlıklardaki pozisyonlarını korumaktadır.
Bu açıdan ara seçimler İran-ABD hattında yeni bir siyasi denge yaratmış, ancak mevcut açmazı ortadan kaldırmamıştır. Washington artık savaşın iç siyasi sonuçlarını daha fazla hesaba katmak zorundayken Tahran seçim sonucunu kendi pazarlık gücünün arttığı yönünde yorumlayabilir. Önümüzdeki dönemin temel sorusu, Trump yönetiminin artan siyasi maliyet karşısında diplomatik bir çıkış arayıp aramayacağı ve Tahran’ın seçim sonucunu uzlaşı için bir fırsat mı yoksa mevcut baskı politikasını sürdürmek için bir gerekçe mi olarak değerlendireceğidir.