28 Şubat’ta İran’da rejim değişikliği ve halk hareketi yaratma hedefiyle askerî harekâta başlayan ABD, aynı noktaya bu kez ekonomik baskı stratejisiyle dönmüştür. Yöntem değişmiş, ancak varılan nokta değişmemiştir.
Savaşın sonucu, tek bir muharebeden ziyade tarafların ekonomik, siyasi, toplumsal ve psikolojik dirençlerini ne ölçüde koruyabildiklerine ve bu direnci sürdürülebilir bir siyasi stratejiye dönüştürüp dönüştüremediklerine bağlı olacaktır.
İran’ın silahlı Kürt örgütlere yönelik devam eden saldırıları, anlık bir tepki olmaktan ziyade uzun süredir biriken bir stratejik dönüşümün sahadaki karşılığıdır.
Atama, dışarıdan gelen bir komutanın teşkilatın başına getirilmesi, rejim değişikliği beklentisinin kurumsal düzeyde sürdürülmesi ve İran dosyasının Başbakanlık Ofisi’nin doğrudan yönetimine geçmesi gibi unsurları bir arada barındırmaktadır.
Stratejik istihbarat başarısızlığı, geçmişe ait bir analiz hatası olarak görülmemelidir. Mevcut süreçte çatışmanın yönünü belirleyen, onu daha öngörülemez ve daha yıkıcı bir mecraya taşıyan ve nihayet çatışmanın durdurulmasına yol açan bir faktör olarak değerlendirilmelidir.
Savaşın yayılması ve ABD’nin İran’da kaos üretmeye dönük kara harekâtına yönelmesi, Türkiye açısından net bir kırmızı çizgidir. Bu tarz bir tırmanma, hem savaşın uzamasına hem de Türkiye’ye yönelik tehdidin artmasına neden olacaktır.
ABD’nin kara müdahalesine dair seçenekleri, yalnızca sahadaki askerî şartlara göre değil daha geniş stratejik hesaplara göre de şekillenecektir. Bu nedenle sürecin hangi taraf lehine sonuçlanacağı belirsizliğini korumaktadır.
Enerji altyapısı ağır zarar gören, rafinerileri vurulan ve gündelik hayatı ciddi biçimde aksayan bir devletin vereceği stratejik refleks çoğu zaman teslimiyet yerine daha düşük maliyetli fakat daha riskli asimetrik radikalleşme olur.
ABD-İsrail hava harekâtlarının İran’da bir Kürt ayaklanması yaratması, Kürt gruplar arasındaki parçalanmışlık, toplumsal desteğin yokluğu, kara işgalinin olmaması ve İran’ın güvenlik kapasitesi nedeniyle mümkün görülmemektedir.
Kalıcı sonuç üretebilecek kapsamlı bir harekât, operasyonel ve siyasi olarak uygulanabilir değildir. Uygulanabilir olan sınırlı hava harekâtları ise yapısal olarak kalıcı bir stratejik sonuç üretmeyecek, aksine İran’ın öğrenme ve güçlenme sürecini hızlan
İran’a yönelik askerî müdahalelerin stratejik sonuç üretmesi kara, hava ve deniz unsurlarının birlikte kullanıldığı kapsamlı bir müşterek harekât gerektirir. Ancak böyle bir operasyon ABD ve İsrail açısından uygulanabilir görünmemektedir.