ABD/İsrail-İran Savaşında Türkiye Nerede Duruyor?

ABD/İsrail-İran Savaşında Türkiye Nerede Duruyor?
Savaşın yayılması ve ABD’nin İran’da kaos üretmeye dönük kara harekâtına yönelmesi, Türkiye açısından net bir kırmızı çizgidir. Bu tarz bir tırmanma, hem savaşın uzamasına hem de Türkiye’ye yönelik tehdidin artmasına neden olacaktır. ABD, Irak örneğinde olduğu gibi on binlerce askerini İran coğrafyasına sevk etmeyi göze alamayacağı için olası bir kara harekâtında, içeriden destek verecek gruplar oluşturmaya yönelecektir. Terörsüz Türkiye süreci kapsamında Türkiye’yi ve bölgeyi terörden arındırmaya dönük adımlar atılırken İran’ın batısında ya da başka bir bölgesinde ayrılıkçı unsurların öne çıkarılması karşısında Ankara seyirci kalmayacaktır.
Yazı boyutunu buradan ayarlayabilirsiniz

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik sert saldırılarıyla başlayan savaşın, ilk andan itibaren -hatta savaş ihtimalinin güçlendiği dönemde dahi- ciddi bölgesel ve küresel sonuçlar doğuracağı anlaşılmıştı. Çatışmanın meydana getirdiği jeopolitik ve jeoekonomik riskler, Ortadoğu devletleri üzerinde temelde güvenlik odaklı etkiler meydana getirdiği gibi küresel ölçekte de enerji fiyatlarını artırarak ekonomik kaygıları tetikledi. Muharip taraflar dışında, İran’ın Basra Körfezi’ndeki Arap komşuları, kendilerini ateş altında bulurken özellikle Hürmüz Boğazı’ndan geçen enerji ve gübre gibi ihtiyaçların tedarikinde yaşanan sorunlar, küresel ekonomiyi olumsuz etkiledi. Savaşın uzaması ve bölgeye yayılması, bu ekonomik tablonun daha da ağırlaşmasına yol açacaktır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle “bu anlamsız savaş”, bölge ekonomisine yaşattığı kan kaybının yanı sıra Türkiye’yi güvenlik riskleriyle de karşı karşıya getirmiştir. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da 28 Mart’ta katıldığı bir televizyon programında Türkiye’nin sürece ilişkin tutumunu, “savaşın çıkmaması, çıkarsa durdurulması, savaşın yayılmasının engellenmesi ve Türkiye’nin bunun dışında tutulması” olarak ifade etti.

28 Şubat’a kadar aktif diplomatik girişimleriyle savaşı engellemeye çalışan Türkiye, bu tarihten itibaren ise ABD’nin istediği sonucu alamadıkça gerilimi tırmandırmasının, İsrail’in bölgeyi istikrarsızlaştırmak için krizi derinleştirmeye çalışmasının ve İran’ın tehditleri bertaraf etmek ve hasımlarına maliyet üretmek için Körfez devletlerini hedef almasının neden olduğu daha derin bir krizle karşı karşıya kaldı.

Ne var ki savaşın yol açtığı negatif etkilere rağmen savaşı durdurmaya yönelik küresel ölçekte güçlü bir girişim henüz ortaya çıkmamıştır. Türkiye’nin de aralarında olduğu bazı devletler ise girişimlerini sürdürmektedir. Fiili ve potansiyel güvenlik kaygılarını merkeze alan Türkiye, mevcut durumda Körfez devletlerinden birinin katılımıyla savaşın daha da genişlememesini öncelemekte ve ABD ile İran arasında müzakere zeminini oluşturmaya çalışmaktadır. Ancak risklerin artması, Ankara’nın tutumunu diplomasiden güvenlik odağına kaydıracaktır.

Ankara’nın sürecin başından itibaren sergilediği tutumunu ve bunun hangi yöne evrilebileceğini anlamak için mevcut durumuna ilişkin temel hassasiyetlerini ve kırmızı çizgilerini doğru tespit etmek gerekmektedir.

Krizin Adını Koymak Yeterli mi?

Özellikle ABD’nin 2003’teki Irak işgalinden bu yana BM’nin hem Güvenlik Konseyi’nin yapısı hem de çifte standartlı uygulamaları sebebiyle küresel krizler karşısında etkisiz kaldığı görülmektedir. Çoğu zaman krizin adını koymakla yetinen BM, krizlerin kendi doğal akışında sönümlenmesini izlemenin ve süreçleri ABD’nin inisiyatifine terk etmenin ötesine geçememektedir. Dolayısıyla bu uluslararası kurum, BM Şartı’nda vazedilen uluslararası barış ve güvenliği korumak şeklindeki asli amaçlara yeterince hizmet edememektedir. Nitekim BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, 25 Mart’ta yaptığı açıklamada “Ortadoğu’da savaşın başlamasından sadece birkaç saat sonra, çatışmaların kimsenin kontrol edemeyeceği bir zincirleme reaksiyona yol açma riski taşıdığı konusunda uyarıda bulunmuştum” ifadelerini kullanarak krizin adını koymanın önemli bir faydasının olmadığını göstermiştir.

Türkiye ise yaşananlardan doğrudan etkilenmesi nedeniyle daha aktif bir politika takip etmektedir. Fidan 28 Mart’taki bir programda, ABD ve İsrail’in uluslararası hukuka aykırı olarak başlattığı bu savaşın, giderek bölgeye yayılma riskinin bulunduğunu ifade etti. Savaşın etkileri ve çözüm yolları bağlamında bölgesellik vurgusu yapan Türkiye, çatışmaların bölge devletlerine sirayet etmesini önlemeye ve Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan gibi devletlerle yakın temaslar kurarak savaşı sonlandırmaya çalışmaktadır. Bu amaçla son olarak Dışişleri Bakanı Fidan, 29 Mart’ta Ortadoğu’daki son gelişmelerin ele alındığı Türkiye-Mısır-Pakistan-Suudi Arabistan Dışişleri Bakanları Toplantısı’na katıldı.

Türkiye diğer yandan ABD ile İran arasında savaşı bitirmek için müzakere zemininin oluşmasına katkı sağlamaktadır. Fidan yaptığı açıklamada, müzakerelerde belli bir aşamaya ulaşıldığı izlenimi oluştuğunu, Pakistan üzerinden mesaj aktarıldığını, Türkiye’nin süreç boyunca ABD ile görüştüğünü ve İranlıları bilgilendirdiğini söyledi. Ancak Türkiye’nin bu hatta devam edebilmesi için ABD’nin yanına Körfez devletlerinden birini -örneğin Birleşik Arap Emirlikleri’ni- alarak bir kara harekâtı başlatmaması ve bunu yaparken etnik bir ayaklanma çıkarmaya çalışmaması gerekmektedir. Aksi takdirde Türkiye’nin tutumunun değişmesi de kaçınılmazdır.

Türkiye’nin Kırmızı Çizgisi Ne?

Savaşın yayılması ve ABD’nin İran’da kaos üretmeye dönük kara harekâtına yönelmesi, Türkiye açısından net bir kırmızı çizgidir. Bu tarz bir tırmanma, hem savaşın uzamasına hem de Türkiye’ye yönelik tehdidin artmasına neden olacaktır. ABD, Irak örneğinde olduğu gibi on binlerce askerini İran coğrafyasına, özellikle de İran ana karasına sevk etmeyi göze alamayacağı için olası bir kara harekâtında, içeriden destek verecek gruplar oluşturmaya yönelecektir. Terörsüz Türkiye süreci kapsamında Türkiye’yi ve bölgeyi terörden arındırmaya dönük adımlar atılırken İran’ın batısında ya da başka bir bölgesinde ayrılıkçı unsurların öne çıkarılması karşısında Ankara seyirci kalmayacaktır.

MİT Başkanı İbrahim Kalın da 27-28 Mart tarihlerinde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından, “Uluslararası Sistemde Kopuş: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi’nde (STRATCOM) yaptığı konuşmada, savaşın kritik ve Türkiye’nin kırmızıçizgisini ortaya koyan bir boyutuna değindi. Savaşla birlikte Ortadoğu’da “büyük bir fitne ateşinin” yakıldığını belirten Kalın, amacın yalnızca İran’ın nükleer kapasitesini ortadan kaldırmak olmadığının ve bölgede etnik ve mezhep temelinde “on yıllarca devam edecek bir kardeş savaşına, bir kan davasına” zemin hazırlanmaya çalışıldığının altını çizdi.

Yıllarca Lübnan’da, Irak’ta ve Suriye’de tecrübe edilen bu tarz çatışmaların bölgeye yayılması, Türkiye açısından her halükârda önlenmesi gereken büyük bir tehlike olarak görülmektedir. Son günlerde yapılan değerlendirmeler ve çıkan haberler, Ankara’nın, bu tutumunu, Trump yönetimine de ilettiğini göstermektedir. Dolayısıyla savaşın çıkması engellenemediği için Türkiye, tarafların buna açık bir tutum sergilemeye devam etmesi durumunda, savaşı durdurmak ve yayılmasını engellemek için girişimlerini sürdürecektir. Tarafların gerilimi kontrolsüz şekilde tırmandırmaya devam ederek savaşın doğrudan Türkiye’nin milli güvenliğine tehdit arz edecek noktaya gelmesi halinde ise Ankara daha güvenlikçi politikalara yönelecektir.


Bu yazı ilk olarak Kriter dergisinde (Nisan 2026 / Yıl 10, Sayı 111) yayımlanmıştır.