İran’daki tartışmalar şu soruya odaklanmaktadır: Tahran’ın tepkisi sembolik bir karşı adımla mı sınırlı kalacak, yoksa somut siyasi, diplomatik ve hukuki sonuçlar doğuracak bir sürece mi dönüşecektir?
Tahran yönetimi hem Pakistan hem de Hindistan ile olan ilişkilerini zedelemeden dengeyi sürdürme stratejisini benimsemektedir. Özellikle ekonomik açıdan izole olduğu bir dönemde, bu iki ülkeyle olan bağlarını koruma çabası, İran dış politikasının temel ön
ŞİÖ'de belirleyici güç olan Çin ve Rusya'nın son yıllarda İran ile ilişkilerindeki rezervlerini kaldırdığı ve giderek daha kapsamlı ilişkiler tesis ettiği görülüyor.
Çin’in ara buluculuğunda gelişen İran ve Suudi Arabistan arasındaki diplomasi girişimi, bölge dinamiklerinin tetiklediği ve Çin’in bunu avantaja çevirdiği bir sürecin sonucudur.
Irak’taki son gelişmeleri irdeleyen İran basını, tırmandırma stratejisiyle hareket eden Sadr’ın “başarısızlığını” vurgularken Ayetullah Hairi’nin, Irak-İran Şiiliği mücadelesini başka bir boyuta eviren hamlesini öne çıkarmıştır.
NATO Stratejik Konsepti, Rusya ve İran’ı ötekileştirirken iki ülke de bu baskıya karşı jeopolitik konumlarını avantaja çevirme arzusuyla Hazar Zirvesi’ne katılmıştır.
Küresel-bölgesel jeopolitik ve jeoekonomik gelişmeler ile Rusya-Ukrayna Savaşı, Güney Kafkasya’daki yeni jeopolitik durumu daha da hareketlendirebilir.
İran’daki düşünce kuruluşlarında çıkan analizlerin, Rusya-Ukrayna arasındaki sorunları; tarihsel, psikolojik ve ideolojik boyutlarıyla değil, genel olarak reelpolitik boyutuyla ele aldığı görülmektedir.
Afganistan’daki istikrarsızlık, İran ve Türkiye arasındaki düzensiz Afgan göçü nedeniyle yeni sorun alanlarını beraberinde getirme potansiyeline sahiptir.