İran Basın Bülteni (25 Kasım-1 Aralık)
İç Politika
“Hicap ve İffet Yasası”nın Yayımlanması
İtimad gazetesi, “Hicap ve İffet Yasası Yayımlandı. 165 Milyon Tümen Ceza” başlığıyla manşete taşıdığı haberde, söz konusu yasanın detaylarını okuyucularına aktardı. 74 madde ve 5 bölümden oluşan bu yasa, çeşitli bakanlık ve kurumlara geniş kapsamlı görevler yüklemektedir. Haberde, kanun metnine göre para cezalarının ve diğer yaptırımların uygulanma detayları paylaşılırken, emniyet güçlerinin “sabit ve hareketli kameralar ile yapay zekâ gibi araçları kullanarak yasa dışı davranışları tespit eden akıllı sistemler oluşturmak ve güçlendirmek zorunda olduğu” vurgulandı. Ayrıca, halk gruplarının bu sürece katılımı, sosyal medya ve iş yeri sahipleriyle ilgili düzenlemelere de dikkat çekildi.
Bu bağlamda dikkat çeken bir diğer gelişme, Devrim Rehberi Danışmanı Ali Laricani’nin açıklamaları oldu. Reformist Arman-ı İmruz gazetesi tarafından manşete taşınan haberde, Laricani’nin toplumu ikna etme gerekliliğine vurgu yaptığı ön plana çıkarıldı. Laricani, şu ifadeleri kullandı: “Eğer bir yasa yazıp toplumu ikna edemezseniz, o yasa sadece kâğıt üzerinde bir yasadır. Şu anda bizim toplumumuzda bazı kişiler ikna olmamış durumda. Toplumu ikna etmek için çaba göstermeliyiz. Hicap, dinî bir mesele olup ülkenin yararına da bir durumdur; ancak bu konuda toplumu ikna etmek biraz çaba gerektirir. Siz bu çabayı göstermeden yasayı uygulamak mı istiyorsunuz? Bu yanlış bir yaklaşımdır. Bu, tüm sorunlarınızı sadece savaş alanında çözmek isteyip diplomasiyi reddetmeye benzer. Oysa ikisi de gereklidir.”
Konuya ilişkin Hemmihen gazetesi de Avukat Muhammed Hadi Caferpur’un “Hicab Meselesi ve Yöneticilerin Görevi” başlıklı bir yazısına yer verdi. Caferpur, Hz. Ali’nin İslam toplumunda yöneticilerin kamu mallarını adil bir şekilde dağıtmanın yanı sıra halkı eğitmek ve terbiye etmekle de sorumlu olduğunu ifade ettiğini hatırlattı. Yazısında, hicap meselesiyle ilgili olarak yöneticilerin bu görevlerini yerine getirip getirmediğini sorgulayan Caferpur, sorunun temel nedeninin kültürel inançların tanınmaması ve millî-dinî değerlerin nasıl aktarılacağının bilinmemesi olduğunu ileri sürdü. Bu bağlamda, “suç tanımlamak veya vatandaşları cezalandırmakla tehdit etmek doğru ve uygun bir yol olmayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Sınır Güvenliği ve Yasadışı Göçmen Sorunu
İran gazetesinde yayımlanan bir haberde, İçişleri Bakanlığı’ndan Sınır ve Sınır Bölgelerinde Yaşayanlarla İlgili İşler Genel Müdürü Emiri Mukaddem ve Bakan Danışmanı ve Yabancı ve Göçmen İşleri Merkezi Başkanı olan Nadir Yarahmedi’nin açıklamalarına yer verildi. Haberde Emiri Mukaddem, sınırların kapatılması projesine dair bilgi verirken, Yarahmedi ise yıllık yaklaşık bir milyon yasa dışı göçmenin sınır dışı edilmesinin planlandığını aktardı. Yarahmedi ayrıca bu planın uygulanmasının Afganistan hükûmetinin desteğine bağlı olduğunu vurguladı. Konuyla ilgili olarak Tasnim haber ajansı, İslami Şûra Meclisi İçişleri Komisyonu üyesi Ebu’l-Fazl Ebuturabi ile yapılan bir röportajı yayımladı. Milletvekili Ebuturabi, İran’daki yasa dışı göçmenlerin neden olduğu ekonomik ve güvenlik sorunlarına dikkat çekerken, ekmek ve un sübvansiyonlarının önemli bir kısmının yasa dışı göçmenler tarafından tüketildiğini verilerle ortaya koydu. Haberde ayrıca, Ulusal Göçmenler Kurumu’nun kurulması için hazırlanan tasarıya değinildi. Bu tasarıda, yasa dışı göçmen sorununun sistematik bir şekilde düzenlenmesi ve iş gücü ihtiyacının bu çerçevede karşılanmasının hedeflendiği belirtildi. Ebuturabi, sınır dışı etmenin tek başına yeterli olmadığını ve uzun vadeli bir planlama yapılması gerektiğini ifade etti. İRNA haber ajansı ise İçişleri Bakanı İskender Mumini’nin konuyla ilgili açıklamalarını aktardı. Bakan Mumini, İran’da bir kısmı yasa dışı olmak üzere en az 6 milyon yabancı uyruklu kişinin bulunduğunu belirtti. Mumini, İran’ın bu kadar fazla sübvansiyon ve iş fırsatını yabancı uyruklulara tahsis edebilecek kapasitede olmadığını vurguladı. Ayrıca, yabancı uyruklularla ilgili çalışmaların sınırın sıfır noktasında başlayacağını söyledi. Mumini, “Fiziki sınır kapatması ve duvar inşası, girişlerin engellenmesine yönelik alınan önlemlerin bir parçasıdır” ifadesini kullandı.
Dış Politika
Lübnan’da Ateşkes İlanı
27 Kasım’da Lübnan’da yürürlüğe giren ateşkes İran basınında Hizbullah’ın zaferi olarak haberleştirildi. Hemşehri gazetesi, haberi “Apaçık Bir Fetih” başlığıyla manşete taşıdı. Haberde, farklı alanlarda İsrail’in iddialarını çürüten bilgilere yer verilerek, Netanyahu’nun Hizbullah karşısında başarısız olduğu öne sürüldü. İsrail içindeki çeşitli muhalif siyasetçi ve gazetecilerin görüşlerine de atıfta bulunularak, İsrail’in büyük darbeler aldığı ve ateşkese mecbur kaldığı iddia edildi. Ayrıca, “direniş ekseni” ve Filistin’i destekleyen devletlerin ateşkese yönelik tepkilerine yer verildi. Vatan-ı İmruz gazetesinde Emir Abbas Nuri tarafından kaleme alınan uzun bir görüş yazısında, “Lübnan direnişinin,” Hasan Nasrallah ve üst düzey komutanlarının hayatını kaybetmesine rağmen, “Siyonist rejimi çaresiz bıraktığı” dile getirildi. Pager saldırıları ve önemli isimlerin hedef alınmasından sonra herkesin Hizbullah’ın “bitmesinden” bahsetmesine rağmen, savaşı sona erdirenin Hizbullah olması, “direnişin mucizesi” olarak nitelendirildi. Yazıda, İranlı danışmanların belirleyici rolü vurgulanmakla birlikte, asıl başarının, Hizbullah’ın iman gücüne ve seçkin, kalabalık insan kaynağına dayanarak hızlı bir şekilde toparlanması ve kendini yeniden inşa etmesine bağlı olduğu ileri sürüldü. Hizbullah’ın, bu savaşta “yıpratma stratejisini” başarıyla uygulayarak, İsrail’e eskisinden daha güçlü olduğunu gösterdiği ifade edildi. Yazıda, ateşkese rağmen “direniş cephesinin” savaşının sona ermediği belirtilerek şu görüşe yer verildi: “Direniş cephesinin Siyonist rejime karşı harekete geçirilmemiş kapasiteleri bellidir ve önümüzdeki günler ve haftalarda bu kapasitelerin kesinlikle aktive olduğunu göreceğiz.” Cevan gazetesi, haberi “Beyrut’ta Kutlama, Tel-Aviv’de Savaş” başlığıyla manşete taşıdı. Haberde, Lübnan’daki halkın coşkusuna karşılık İsrail’de hükûmete yönelik eleştiriler ele alındı. İran gazetesi ise “Beyrut’ta 3. Zafer Marşı” başlıklı haberinde, 2000 ve 2006 yıllarından sonra bu ateşkesi, Lübnan’ın İsrail’e karşı üçüncü zaferi olarak nitelendirdi.
Avrupa’yla Nükleer Müzakere
29 Kasım tarihinde İranlı üst düzey diplomatların nükleer anlaşmanın Avrupalı tarafları olan İngiltere, Fransa ve Almanya ile Cenevre’de gerçekleştirilen görüşmeler İran basınında yankı buldu. Özellikle reformist cenahtaki gazeteler bu haberi olumlu karşılayan başlıklar kullandı. İran gazetesi, haberi “İran ve Avrupa’nın İlk Adımı” başlığıyla manşete taşıdı. Haberde, toplantının müzakerelerin devamına yönelik ilkesel bir anlaşmayla sona erdiği belirtildi. Ayrıca, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin, Mecid Taht Revançi başkanlığındaki heyeti Cenevre’ye göndermeden iki gün önce, nükleer doktrinle ilgili farklı bir tutum aldığı ve Batı’nın BM yaptırımlarını geri döndürme tehditlerini sürdürmesi durumunda, “İran’ın nükleer yaklaşımının nükleer silah yapımı yönünde değişeceğine” dair bir uyarıda bulunduğu aktarıldı. Haberde, Enrique Mora ve Kâzım Garibabadi’nin açıklamaları, “Açık Görüşmelerden Karşılıklı Memnuniyet” alt başlığıyla verildi. Ayrıca, İran’ın, Batı’nın nükleer anlaşmadaki taahhütlerine uymamasına tepki olarak daha fazla santrifüj kurma kararına da dikkat çekildi. Haberde, İran ve Batı arasında kriz seviyesinin hiç olmadığı kadar arttığı bir dönemde diplomasi kanallarının açılmasının ve nükleer dosyanın belirli bir çözüme kavuşturulmasının aciliyeti vurgulandı. Aynı gazetede, “Mercilerin Müzakereleri Savunması” başlıklı bir başka haberde, Arakçi’nin 29 Kasım’da Kum’a yaptığı ziyarete yer verildi. Haberde, Ayetullah Cevad Amuli’nin “küresel düşünün ve küresel hareket edin”, Ayetullah Makarem Şirazi’nin “müzakerelerde kararlılığın gerekliliği” ve Ayetullah Nuri Hemedani’nin “dünyayla ilişkiler ülke çıkarları üzerine olmalı” sözleri ön plana çıkarıldı. Din adamlarının Avrupa ile ilişkilerde ihtiyatı vurgulayan görüşlerine de dikkat çekildi. Cihan-ı Sanat gazetesi, “Müzakere Masasına Dönüş” başlıklı haberinde, İranlı ve Avrupalı üst düzey diplomatların, yaklaşık iki yıllık bir aranın ardından Cenevre’de bir araya geldiğini duyurdu. Haberde, Avrupa Birliği Dış İlişkiler Sorumlusu Enrique Mora ile İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kâzım Garibabadi’nin X platformundaki paylaşımları aktarıldı. Görüşmede, Arakçi’nin bu toplantıya yönelik bakışını “iyimser olmama” şeklinde nitelendirdiği belirtilerek şu sözlerine yer verildi: “İran’ın doğru tarafla konuşup konuşmadığından emin değilim. Özellikle Britanya, Almanya ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinin çatışma siyasetini seçtiğini düşünüyorum.” Bakan ayrıca, uranyum zenginleştirme oranını %60’ın üzerine çıkarmayı planlamadıklarını vurguladı. Şark gazetesi, bu gelişmeyi “Cenevre’de Diplomasinin Yeniden Canlandırılması” başlığıyla manşete taşıdı. Haberde, toplantının, farklı görüşlerin netleştirilmesi ve ileriye dönük bir yol haritası belirlenmesi açısından önemine dikkat çekildi. “Bu toplantı, gerilimlere ve karşılıklı eleştirilere rağmen diplomasi ve diyaloğun açık tutulması açısından da değerlidir” denildi.
İtimad Gazetesi, Muhammed Bayat imzalı “Avrupa, İran ile Trump Arasında Yeniden Arabulucu Olacak mı?” başlıklı bir görüş yazısına yer verdi. Yazıda, Trump döneminde Avrupa’nın, İran konusunda Washington ile uyum sağlamaya mı çalıştığı, yoksa kendi çıkarlarını mı korumayı hedeflediği sorusu ele alındı. Bayat, Norveç ve Japonya gibi ülkelerin olası arabuluculuk rollerini incelerken, İsrail’in İran’ı bölgesel ve uluslararası bir tehdit olarak göstererek maksimum baskı kampanyasını yeniden canlandırma çabalarına değindi. Bu kampanyayı etkisiz hale getirmek için iki adım önerdi: İlk adımda, Tahran’ın Brüksel ve Londra ile siyasi ve güvenlik ilişkilerini normale döndürmesi ve gerilimi azaltma politikasını sürdürmesi gerektiğini ifade etti. İkinci adım olarak ise, burada oluşturulan kapasiteden faydalanılarak “ABD yönetimindeki ılımlı unsurlarla ilişkileri derinleştirip nükleer bir anlaşmaya ulaşmak için” bu durumun değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Muhafazakâr cenahtaki Keyhan gazetesi ise söz konusu gelişmeyi kınayan yazılara yer verdi. Bu yazılardan biri Hüseyin Şeriatmedari’nin kaleme aldığı “Beyler, İnanın Kandırıldınız!” başlıklı köşe yazısı oldu. Şeriatmedari tarafından İran hükûmet yetkilileri sert bir şekilde eleştirilerek, son dönemde Avrupa’nın İran’a yönelik Ukrayna meselesindeki yaptırımları, BAE ile üç ada konusundaki tavrı ve UAEA’nın kararları nedeniyle suçlanması gerektiği, ancak İran Dışişleri’nin “sanık sandalyesine” oturmasının kabul edilemez olduğu ifade edildi.
Suriye’deki Gelişmeler
Geçtiğimiz hafta Suriye’de rejim karşıtı grupların ilerlemesi İran basınında esas gündem maddelerinden birini oluşturdu. İRNA haber ajansı, 28 Kasım tarihinde, Devrim Muhafızları Ordusu’nun üst düzey komutanlardan olan ve “Hacı Haşim” olarak bilinen Kiyamurs Purhaşimi’nin önceki gece Halep’te hayatını kaybettiğini aktardı. Dışişleri Bakanlığı, 30 Kasım’da, Bakan Abbas Arakçi’nin Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurdu. Görüşmede, tarafların, “Suriye’nin ulusal egemenliği ve toprak bütünlüğüne olan desteklerini ve bu ülkenin hükûmeti ile ordusuna terörist gruplarla mücadelede verdikleri desteği” vurguladıkları bildirildi. Ayrıca, konunun Astana Süreci çerçevesinde takip edilmesinin ve bu sürecin garantör ülkeleri olan İran İslam Cumhuriyeti, Rusya ve Türkiye arasında koordinasyonun sağlanmasının gerekliliği ifade edildi. 30 Kasım tarihinde Mehr haber ajansı Arakçi’nin 2 Aralık’ta Türkiye’ye gerçekleştireceği ziyareti aktardı. Tasnim haber ajansı, 1 Aralık tarihinde, Arakçi’nin Şam’ı ziyaret ettiğini yazdı. Ziyarete ilişkin Arakçi şu açıklamayı yaptı: “İran İslam Cumhuriyeti’nin Suriye halkı ve devleti ile Beşar Esed’e destek ve dayanışma mesajını Suriye Cumhurbaşkanı’na ilettim.” Tasnim’in bir başka haberinde, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın 1 Aralık’ta Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile yaptığı telefon görüşmesine yer verildi. Pezeşkiyan, “Bu tür olaylar, Siyonist rejimin İslam ülkelerinde güvensizlik, ayrılık ve çatışmayı artırmaya yönelik şeytani planlarının bir parçasıdır. Bu durum, bölgedeki terörist eğilimlerin yayılmasını önlemek için İslam ümmetinin ortak çaba ve dayanışmasını zorunlu hale getirmiştir” dedi.
İran basını söz konusu gelişmelerde İsrail, Batı ve Türkiye’yi sorumlu tuttu. İtimad gazetesi, Ortadoğu uzmanı Alirıza Mecidi ile yapılan “İsrail Yeni Cepheler Açmayı mı Planlıyor?” başlıklı röportajı yayımladı. Mecidi, Hizbullah’la yapılan ateşkese rağmen, bölgede gerilimin azalmayacağını, aksine artacağını ve bu durumun Suriye ile Irak’a sıçrama potansiyeli taşıdığını söyledi. Mecidi, İran’ın ateşkesi destekleyerek çatışmayı yayılmadan kontrol altına almak istediğini ancak bu yaklaşımın, sahadaki karmaşık ve değişken siyasi gerçeklikle uyuşmadığını belirtti. Aynı gazetede yayımlanan, “Tahrir eş-Şam: Nankörlüğün Ağır Bedeli” başlıklı bir görüş yazısında ise güvenliğini İran’da değil Moskova’da arayan Beşar Esed eleştirildi. Yazının sonunda, “Suriye ve Irak’ın İran’a yönelerek güvenlik ve huzurlarını sağlamaları gerektiği” ifade edildi ve İran’ın, “bu güvenliği sağlamak için kabul edilebilir bir fatura sunduğu” belirtildi.
Muhafazakâr gazeteler, son olaylarda Batı suçlamasını daha çok ön plana çıkardı. Cam-ı Cem gazetesi, haberi “Washington ve Tel-Aviv’in Halep’te İzleri,” Risalet gazetesi ise “Batı’nın Şam’daki Kumarı” başlığıyla manşete taşıdı. Yazıda ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2018 yılındaki Astana Zirvesi’nde verdiği taahhütlere uymamakla suçlandı. Keyhan gazetesi de haberi “İsrail Nefessiz Kaldı. Amerika Teröristleri Yardıma Gönderdi” başlığıyla manşete taşıdı ve Batı ve Türkiye’ye yönelik benzer suçlamalar yöneltti.
Türkiye’ye yönelik suçlamalar, her iki cenahtaki gazetelerde ön plana çıktı. Ferhihtegan gazetesi, Erdoğan ve Netanyahu’nun fotoğrafıyla birlikte, “Ortaklık ve Bedel” başlıklı bir haberi manşete taşıdı. Mehdi Talebi tarafından kaleme alınan yazıda, “Türkiye Cumhurbaşkanı’na bağlı teröristlerin” Halep’e saldırdığı iddia edildi. Türkiye’nin buradaki uzun vadeli hedefleri arasında Osmanlı’dan itibaren kendi toprakları olarak gördüğü Halep ve çevresinin geri alınması, stratejik derinliğin geri kazanılması, Kürt bölgeleri üzerinde kontrol sağlanması, Tahran’ın İran-Akdeniz hattını güçlendirme planlarına karşı kendi eksenini geliştirme, ekonomik güçlenme, su kaynakları üzerinde kontrol sağlama, Batı’ya dönük güvenilir bir müttefik olma gibi iddiaları olduğu ileri sürüldü. Türkiye’nin kısa vadeli hedefleri arasında, “direniş ekseninin” zayıflatılması, NATO talimatıyla İsrail rejiminin kurtarılması, İran ve Rusya’dan taviz koparılması ve İran karşısında bir güç gösterisi yapılması olduğu iddia edildi. Batı ve İsrail’in hedefleri arasında ise ateşkesten doğan “direniş zaferinin” etkisini sınırlamak, “direnişin yeniden inşasını” engellemek, Türkiye ile Doğu arasında ayrılık yaratmak, Rusya’yı meşgul etmek ve pazarlığa açık hale getirmek gibi amaçlar olduğu öne sürüldü. Yazıda, İran ve Rusya’nın, Türkiye’nin Batı’ya yaklaşmasını engellemek amacıyla provokasyonlara hafif bir yanıt vermesinin muhtemel olduğu iddia edildi. Arman-ı İmruz gazetesi, ilk sayfasında, Abdürrıza Feracirad tarafından kaleme alınan bir görüş yazısına yer verdi. Yazıda, saldırıların, “Türkiye’nin ve muhtemelen İsrail’in koruması olmadan gerçekleşemeyeceği” iddia edildi. Ankara’nın konuyla ilgili hedeflerine yönelik değerlendirmelerde bulunuldu. Yazıda, Ortadoğu’daki son gelişmelerin, Rusya’nın Ukrayna savaşıyla meşguliyeti ve ABD’de Trump’ın olası zaferi gibi faktörlerin, “Suriye rejiminden taviz koparma veya onu devirmek için engellerin ortadan kalktığı” algısını oluşturabileceği ifade edildi. Benzer değerlendirmeleri, Agah gazetesi “Neo-Osmanlı’nın Karabasanı,” Vatan-ı İmruz gazetesi “Erdoğan Çamurlu Suda Balık Avlıyor” başlıklarıyla ilk sayfalarına taşıdı.
Ekonomi
Çalışan Ücretleri
Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 25 Kasım’da düzenlediği basın toplantısında şu ifadeleri kullandı: “İşçi, memur ve emeklilerin maaşları %20 ile %30 arasında artırılacak.”
İran İş Yüksek Konseyi’nde işçileri temsil eden Muhammed Rıza Tacik, Tesnim haber ajansına verdiği röportajda, bazı uzmanların ve sosyal medya kullanıcılarının, “İşçi maaşlarının artırılmasının işsizliğin felaket boyutlarında artmasına yol açabileceği” yönündeki sorularına ve endişelerine yanıt verdi. Tacik, planlanan üretimdeki atılımın halkın bu sürece katılımıyla mümkün olacağını ve bu katılımda işçi maaşlarının önemine dikkat çekti. Ayrıca, ülkenin uzun vadeli çıkarları için işçilerin alım gücünün artırılması gerektiğini vurguladı.