ABD’nin stratejisini askerî yöntemlerden ekonomik baskıya kaydırmasıyla birlikte İsrail’in savaşın seyri üzerindeki etkisi de sınırlanmıştır.
“Ekonomik Dışlama Operasyonu”nun en önemli riski, İran’ı geri adım atmaya zorlamak yerine Tahran’ı, zamanın kendi aleyhine işlemesini önlemek amacıyla mevcut denklemi değiştirecek ve gerilimi yeniden artıracak adımlar atmaya yöneltmesidir.
Körfez monarşilerinin, misilleme kapasitesini geliştirerek artık edilgen hedefler olmaktan çıkmak ve saldırıların maliyetini İran’ın bölgesel vekil ağları ile stratejik bağlantıları üzerinden karşı tarafa yüklemek yönünde bir güvenlik anlayışına yönelebileceği söylenebilir.
İran’ın önümüzdeki dönemde izleyeceği temel politika, bir taraftan bölgesel güvenlik mekanizmalarının gelişmesini destekleyen söylemini sürdürürken diğer taraftan bu yeni yapının kendisine karşı kapalı bir blok hâline gelmesini önlemeye çalışmak olacaktır.
Savaş, İran siyasetindeki ayrımları ortadan kaldırmamış, aksine bu ayrımlara yeni ve daha belirleyici bir stratejik tartışma eklemiştir.
Harekât, Haşdi Şabi içerisindeki farklı eğilimler arasındaki gerilimi artırarak silahsızlandırma sürecinin iç dinamiklerini daha da karmaşık hâle getirebilir.
Ukrayna ile İran arasında bağımsız bir savaş cephesinin açıldığını söylemek için henüz oldukça erken. Ancak iki savaş coğrafyasının giderek birbirine bağlandığı da açık.
İran kıyısında vurulan hedefler ne rastgele seçilmiştir ne de yalnızca bir misillemeden ibarettir. Eldeki veriler, en açık biçimde Hürmüz üzerindeki denetimi ele geçirmeye dönük zorlayıcı bir harekâta işaret etmektedir.
Yalnızca bombardıman yoluyla rejimin devrilemeyeceği yönündeki değerlendirme, İsrail’de büyük ölçüde kabul görmektedir. Bu nedenle bugün tartışmalar, askerî harekâtın ardından hangi stratejinin izlenmesi gerektiği sorusu üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Stratejik istihbarat başarısızlığı, geçmişe ait bir analiz hatası olarak görülmemelidir. Mevcut süreçte çatışmanın yönünü belirleyen, onu daha öngörülemez ve daha yıkıcı bir mecraya taşıyan ve nihayet çatışmanın durdurulmasına yol açan bir faktör olarak değerlendirilmelidir.
İran Pasif Savunma Teşkilatı, orta ölçekli bir gücün teknolojik üstünlük karşısında geliştirebileceği en iddialı konvansiyonel hayatta kalma programlarından biri olarak değerlendirilebilir.
İran, direniş ekseni içindeki vekil kapasitenin zayıflamasıyla elinde kalan ikinci vuruş kapasitesinin ana unsuru olan balistik füze programını korumaya yönelik yeni taktik ve stratejiler geliştirmiştir.