Ukrayna ile İran arasında bağımsız bir savaş cephesinin açıldığını söylemek için henüz oldukça erken. Ancak iki savaş coğrafyasının giderek birbirine bağlandığı da açık.
Ukrayna Hazar’da İran’ı Neden Hedef Aldı?
Ukrayna’nın 25 Temmuz gecesi Hazar Denizi’nde düzenlediği uzun menzilli saldırılarda İran bandıralı ANA adlı gemiyi hedef alması ve İranlı bir mürettebatın ölümüne neden olması, Kiev ile Tahran arasındaki gerilimi yeni bir eşiğe taşıdı. İlk haberlerde ANA bir tanker olarak tanımlandı. Oysa yaklaşık 90 metre uzunluğunda ve 2.755 ton taşıma kapasitesine sahip ANA, tanker değil, genel kargo gemisiydi. Ancak geminin tanker olmaması, saldırının siyasi ve stratejik önemini azaltmamaktadır. Asıl mesele, geminin ne taşıdığı, Hazar’daki İran-Rusya lojistik ağında nasıl bir işlev gördüğü ve neden hedef alındığıdır.
Bu noktada kesin olarak bilinen hususlarla tarafların iddialarını birbirinden ayırmak gerekmektedir. Ukrayna Güvenlik Servisinin ilk açıklamasında Rusya’ya ait Port Olya-2 ve Begey yük gemilerinin adı verilmiş, ANA gemisinden ise söz edilmemiştir. İran, geminin sivil yük taşıdığını savunurken Ukrayna’nın İsrail Büyükelçisi, gemide Rusya’ya gönderilen füze ve İHA bileşenlerinin bulunduğunu ileri sürmüştür. Ancak taraflardan hiçbiri iddiasını doğrulayacak bir yük manifestosu yayımlamamıştır. Dahası, İran tarafı geminin Astrahan’dan ayrıldığını belirtmektedir ki bu, saldırıya uğradığında geminin Rusya’ya doğru değil Rusya’dan güneye doğru seyrettiği anlamına gelmektedir. Dolayısıyla kamuya açık veriler, geminin askerî yük taşıdığını kesin olarak ortaya koymak için yeterli değildir.
Diğer taraftan İran ile Rusya arasındaki Hazar taşımacılığına ilişkin tartışmalar yeni değildir. İran’ın Emirabad ve Enzeli limanlarından çıkan yükler, Rusya’nın Astrahan, Olya ve Mahaçkale limanları üzerinden iç ulaşım ağına bağlanmaktadır. Karaya kapalı yapısı nedeniyle Batılı donanmaların erişemediği Hazar, iki ülkenin ticari ve askerî ilişkilerinde görece korunaklı bir bağlantı alanı sunmaktadır. Bu hattın askerî sevkiyatlarda kullanıldığı yönündeki iddialar, Ukrayna savaşının ilk yıllarından beri gündemdedir.
Bu iddiaların temel dayanağını Ukrayna ve ABD makamlarının açıklamaları oluşturmaktadır. Ukrayna askerî istihbaratına bağlı War&Sanctions veri tabanı, Port Olya-2 ile Begey gemilerini İran’dan Rusya’ya mühimmat ve İHA bileşenleri taşımakla ilişkilendirmektedir. ABD Hazine Bakanlığı ise Port Olya-3 ve Port Olya-4 gibi gemilerin İran-Rusya arasındaki Hazar ticaretinde düzenli olarak kullanıldığını ve bazı sevkiyatların Rusya’nın savaş kapasitesine katkı sağladığını ileri sürmektedir. Bu resmî açıklamalar Hazar güzergâhına ilişkin kuşkuları güçlendirse de bağımsız doğrulamanın yerini tutmamakta ve ANA’nın taşıdığı yüke ilişkin doğrudan kanıt oluşturmamaktadır. Ukrayna’nın Ağustos 2025’te Port Olya-4’ü hedef alması ise Kiev’in bu hattı artık dokunulmaz bir cephe gerisi olarak görmediğini göstermektedir.
ANA saldırısı tam da bu nedenle tek bir gemiye verilen zarardan fazlasını ifade etmektedir. Ukrayna’nın uzun menzilli İHA’larla Hazar’daki bir gemiyi vurabilmesi, bölgenin coğrafi dokunulmazlığının zayıfladığını göstermektedir. Gemideki fiziki hasardan daha önemli olan, Rusya ile İran’ın bu koridoru kullanmayı sürdürmek için artık ek güvenlik maliyetlerini göze almak zorunda kalacağıdır. Hava savunma ve elektronik harp unsurlarının Hazar kıyılarına kaydırılması, liman güvenliğinin artırılması ve kritik sevkiyatların farklı zaman ve platformlara dağıtılması gündeme gelecektir. Bu bakımdan sınırlı ölçekte bir saldırı dahi sigorta, navlun, personel ve güvenlik maliyetlerini artırarak koridorun tamamı üzerinde baskı oluşturabilir.
İlişkiler nasıl bu noktaya geldi?
Saldırıyı iki ülke arasında aniden ortaya çıkan bir kriz olarak değerlendirmek yanıltıcı olacaktır. İlişkilerdeki asıl kırılma, Ocak 2020’de İran hava savunmasının PS752 sefer sayılı Ukrayna yolcu uçağını yanlışlıkla düşürmesi ve uçaktaki 176 kişinin hayatını kaybetmesiyle yaşanmıştır. İran’ın başlangıçta sorumluluğunu reddetmesi ve konuya ilişkin anlaşmazlığın yıllarca sürmesi, iki ülke arasında kalıcı bir güven bunalımı yaratmıştır. PS752 faciası, İran’ı Ukrayna kamuoyu nezdinde uzak bir bölgesel aktör olmaktan çıkararak Ukrayna vatandaşlarının hayatını kaybettiği bir olayın faili hâline getirmiştir.
Buna karşılık ilişkileri fiilî hasımlık düzeyine taşıyan gelişme, Rusya’nın İran yapımı Şahid İHA’larını Ukrayna’ya karşı kullanmaya başlaması olmuştur. İran’ın silah tedarikini dostane olmayan bir eylem olarak nitelendiren Kiev, Eylül 2022’de İran Büyükelçisi’nin akreditasyonunu iptal etmiştir. ABD Hazine Bakanlığı Eylül 2024’te Rusya’nın İran’dan ilk Fetih-360 sevkiyatını aldığını iddia etmiştir. Bu iddia, Kiev’deki İran algısını daha da pekiştirmiştir. Böylece İran, Kiev’in gözünde Rusya’nın savaşını uzaktan destekleyen bir tedarikçi olmaktan çıkarak Ukrayna şehirlerine yönelik saldırı kapasitesinin şekillenmesinde doğrudan rol oynayan aktörlerden biri hâline gelmiştir.
2026 yılında bu gerilim bölgesel bir boyut kazanmıştır. Ukrayna, İran İHA’larına karşı edindiği tecrübeyi Ürdün ve Körfez ülkeleriyle paylaşmaya başlamış, İran’dan ise Ukrayna topraklarının meşru hedef hâline gelebileceğine ilişkin tehditler gelmiştir. Aynı dönemde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Rusya’nın Körfez ülkeleri ile ABD üslerine ilişkin uydu görüntülerini İran’a aktardığını ileri sürmüştür. Bu iddia bağımsız kaynaklarca doğrulanmış değildir. Ancak Kiev’in Rusya ile İran’ı giderek aynı askerî sistemin parçaları olarak değerlendirdiğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Dolayısıyla ANA saldırısı, sıfırdan açılan bir cepheden ziyade yıllar içinde biriken gerilimin Hazar’a taşınmasının bir yansımasıdır.
Hedef gemiden daha büyük
Ukrayna açısından ANA büyüklüğündeki bir yük gemisinin vurulması, geminin fiziksel değerinin ötesinde stratejik sonuçlar üretmektedir. Öncelikle İran-Rusya lojistik hattının maliyetini yükseltmektedir. Ayrıca Rusya’ya sağlanan silah ve teknoloji desteğinin cepheden uzakta sürdürülebilen düşük maliyetli bir faaliyet olmaktan çıktığını Tahran’a göstermektedir. Son olarak saldırı, Ukrayna’nın son dönemde benimsediği uzun menzilli saldırı anlayışıyla uyumludur. Kiev artık yalnızca cephedeki askerî birlikleri değil, limanları, enerji tesislerini, iç su yollarını ve savaş ekonomisini besleyen lojistik ağları da hedef setinin bir parçası olarak görmektedir.
Buradaki temel sorun şudur: Ukrayna, savaş lojistiğini tek tek araçlardan ziyade ağlar üzerinden okumaktadır. Ancak bu ağ yaklaşımı, belirli bir sivil geminin askerî hedef sayılması için gereken somut kanıtın yerini tutamaz. ANA’nın Ukrayna Güvenlik Servisinin ilk açıklamasında anılmaması ve yüküne ilişkin belge yayımlanmaması, saldırının askerî gerekçesini zayıflatmaktadır. Bu nedenle saldırı, İran-Rusya lojistiğine baskı kurma stratejisi açısından anlaşılabilir fakat ANA’nın meşru bir askerî hedef olduğunu mevcut verilerle savunmak mümkün değildir.
Bu belirsizlik, saldırının hukuki niteliğini de doğrudan etkilemektedir. Bir ticaret gemisi, askerî harekâta etkili katkı sağlıyor ve vurulması belirli bir askerî avantaj sunuyorsa meşru hedef hâline gelebilir. Bununla birlikte uluslararası insancıl hukuktaki askerî hedef ölçütü, geminin yalnızca İran bayrağı taşımasını, şüpheli bir güzergâhta seyretmesini veya yaptırım listesinde yer almasını yeterli görmemektedir. Kaldı ki ANA, kamuya açık yaptırım kayıtlarında yaptırım altında görünmemektedir. Bu nedenle geminin ambarında ne taşıdığı teknik bir ayrıntı değil saldırının meşruiyetini belirleyen temel unsurdur.
Ukrayna’nın askerî yük iddiasını destekleyecek kanıtları ortaya koyamaması, yalnızca hukuki değil siyasi bir maliyet de doğurabilir. Kiev, Rusya’nın sivil altyapıya yönelik saldırılarını uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirirken kendi hedef doğrulama sürecinin güvenilir olduğunu göstermek durumundadır. Aksi hâlde Hazar taşımacılığının askerî amaçlarla kullanıldığına ilişkin bulgular, belirli bir geminin hedef alınmasını tek başına açıklamaya yetmeyecektir. Bir güzergâhın savaş lojistiğinde kullanılması, o güzergâhta seyreden her sivil unsurun otomatik olarak askerî hedefe dönüştüğü anlamına gelmemektedir.
Yeni cephe mi genişleyen savaş mı?
İran’ın vereceği karşılık, bu olayın yeni bir cepheye dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyecektir. Doğrudan Ukrayna topraklarını hedef almak, İran’ı Rusya’nın açık savaş ortağı hâline getirip Avrupa ile gerilimi tırmandıracaktır. Bu nedenle Tahran için daha düşük maliyetli seçenek, Rusya’ya İHA, füze, üretim teknolojisi, istihbarat ve siber kapasite desteğini artırmaktır. İran’ın askerî misilleme yerine Rusya’ya verdiği desteği güçlendirmesi daha muhtemeldir.
Rusya ile İran arasındaki stratejik ortaklık anlaşmasının Moskova’ya İran adına savaşa girme yükümlülüğü getirmemesi de kontrollü bir karşılık verilmesi ihtimalini güçlendirmektedir. Rusya’nın önceliği, İran gemisinin intikamını almaktan çok Hazar güzergâhını yeniden güvenli hâle getirmek olacaktır. Bu da hava savunmasının tahkim edilmesi, elektronik harp tedbirlerinin artırılması, gemilerin daha sıkı denetlenmesi ve askerî sevkiyatın farklı platformlara dağıtılması anlamına gelebilir.
Sonuç olarak, Ukrayna ile İran arasında bağımsız bir savaş cephesinin açıldığını söylemek için henüz oldukça erkendir. Ancak iki savaş coğrafyasının giderek birbirine bağlandığı açıktır. İran’ın Rusya’ya sağladığı askerî destek ile Ukrayna’nın İran İHA’larına karşı geliştirdiği bölgesel iş birliği artık karşılıklı baskı araçlarına dönüşmektedir. ANA’nın gerçekte ne taşıdığı henüz bilinmemektedir. Buna karşılık saldırının verdiği stratejik mesaj daha açıktır: İran ile Rusya arasındaki coğrafi mesafe, Ukrayna savaşı bakımından artık tek başına stratejik güvenlik sağlamamaktadır. Hazar Denizi’nin cephe gerisi niteliğini kaybetmesi, askerî ve sivil lojistik arasındaki gri alanı savaşın en tartışmalı meselelerinden biri hâline getirebilir.