İran’ın son hamlelerini değerlendirirken temel soru, Tahran’ın yeni bir savaş isteyip istemediğinden çok neden beklemenin artık daha yüksek bir risk taşıdığına inandığıdır.
ABD’nin stratejisini askerî yöntemlerden ekonomik baskıya kaydırmasıyla birlikte İsrail’in savaşın seyri üzerindeki etkisi de sınırlanmıştır.
Pakistan’ın rolü bir uzlaşı dayatmak değil taraflardan herhangi birinin çatışmadan geri adım atmaya hazır olduğu anda kullanılabilecek diplomatik bir kanalın ve işler bir müzakere çerçevesinin açık kalmasını sağlamaktır.
Savaşın sonucu, tek bir muharebeden ziyade tarafların ekonomik, siyasi, toplumsal ve psikolojik dirençlerini ne ölçüde koruyabildiklerine ve bu direnci sürdürülebilir bir siyasi stratejiye dönüştürüp dönüştüremediklerine bağlı olacaktır.
DMO ve askerî-güvenlik bürokrasisi, Mücteba Hamenei döneminde de İran siyasetinde ve stratejik karar alma süreçlerinde etkili bir güç merkezi olmayı sürdürecektir.
İran’ın önümüzdeki dönemde izleyeceği temel politika, bir taraftan bölgesel güvenlik mekanizmalarının gelişmesini destekleyen söylemini sürdürürken diğer taraftan bu yeni yapının kendisine karşı kapalı bir blok hâline gelmesini önlemeye çalışmak olacaktır.
Atamaların, birbirinden bağımsız kadro tercihleri değil yeni savunma ve caydırıcılık stratejisinin gerektirdiği kurumsal yapılanmayla bütünlük arz eden bir planın parçası olduğu görülmektedir.
28 Şubat’ta başlayan savaş, Riyad’ın nükleer programını ekonomik kalkınmanın ötesinde stratejik dengeleme ve güvenlik aracı olarak görme eğilimini güçlendirmiştir.
İran’ın silahlı Kürt örgütlere yönelik kuvvet kullanımı, İKDP, Komala ve PAK’a karşı sınır ötesi hassas vuruş ve sürekli baskıya, PJAK’a karşı ise İran topraklarındaki doğrudan güvenlik operasyonlarına dayanan farklılaşmış bir nitelik taşımaktadır.
Harekât, Haşdi Şabi içerisindeki farklı eğilimler arasındaki gerilimi artırarak silahsızlandırma sürecinin iç dinamiklerini daha da karmaşık hâle getirebilir.
Ukrayna ile İran arasında bağımsız bir savaş cephesinin açıldığını söylemek için henüz oldukça erken. Ancak iki savaş coğrafyasının giderek birbirine bağlandığı da açık.
ABD’nin İran’a yönelik olası bir amfibi harekâtının başarı ihtimalinin, büyük ölçüde harekâtın kapsamına, ağırlık merkezi tercihine ve müttefik katılımına ilişkin kararlara bağlı olduğu söylenebilir.