Sistan-Beluçistan’daki şiddetin seyri, büyük ölçüde İran’ın bölgesel tehdit değerlendirmelerine bağlı olacaktır. ABD ve İsrail ile yeni bir çatışma ihtimali gündemde kaldığı sürece Tahran’ın ön alıcı operasyonlarını sürdürmesi, silahlı Beluç grupların da bu operasyonlara misilleme saldırılarıyla karşılık vermesi beklenebilir.
Netanyahu’nun Abu Dabi ziyareti İsrail’in, mevcut savaşın ötesinde Körfez ülkeleriyle güvenlik iş birliğini sürdürme ve derinleştirme arayışını koruduğunu gösteriyor.
Babülmendeb’de Husilerin elde ettiği yeni konum, ABD-İran savaşı bağlamında Tahran’a doğrudan kontrol etmediği ancak müttefikleri aracılığıyla etkileyebildiği ikinci bir baskı alanı sunmaktadır.
İran’ın önümüzdeki dönemde izleyeceği temel politika, bir taraftan bölgesel güvenlik mekanizmalarının gelişmesini destekleyen söylemini sürdürürken diğer taraftan bu yeni yapının kendisine karşı kapalı bir blok hâline gelmesini önlemeye çalışmak olacaktır.
İran basınındaki değerlendirmelerde, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın zamanlaması özellikle vurgulanmakta, İran-ABD gerilimi, İsrail’in bölgede artan askerî hareketliliği ve Hürmüz, Kızıldeniz ve Bâbülmendep hattındaki kırılganlıkların anlaşmanın ortaya çıktığı güvenlik ortamını şekillendirdiği üzerinde durulmaktadır.
28 Şubat’ta başlayan savaş, Riyad’ın nükleer programını ekonomik kalkınmanın ötesinde stratejik dengeleme ve güvenlik aracı olarak görme eğilimini güçlendirmiştir.
Harekât, Haşdi Şabi içerisindeki farklı eğilimler arasındaki gerilimi artırarak silahsızlandırma sürecinin iç dinamiklerini daha da karmaşık hâle getirebilir.
Ukrayna ile İran arasında bağımsız bir savaş cephesinin açıldığını söylemek için henüz oldukça erken. Ancak iki savaş coğrafyasının giderek birbirine bağlandığı da açık.
ABD’nin İran’a yönelik ikinci askerî operasyonu, mevcut güç dengesi ve konjonktürel dinamikler çerçevesinde gerçekleşebilir bir ihtimaldir, ancak harekât konsepti ve hedef kümesi ilk savaştan farklılaşabilecektir.
Nükleer dosya, İran açısından savaş sonrası pazarlık sürecinin bir parçası hâline gelirken ABD açısından ise savaşın başlıca başarı alanlarından biri olmayı sürdürmektedir.
İran’ın silahlı Kürt örgütlere yönelik devam eden saldırıları, anlık bir tepki olmaktan ziyade uzun süredir biriken bir stratejik dönüşümün sahadaki karşılığıdır.
Kremlin bugün gündemi şekillendiren bir aktörden çok gelişmelere tepki veren edilgen bir konuma yaklaşmış görünmektedir.