Nükleer dosya, İran açısından savaş sonrası pazarlık sürecinin bir parçası hâline gelirken ABD açısından ise savaşın başlıca başarı alanlarından biri olmayı sürdürmektedir.
İran’ın silahlı Kürt örgütlere yönelik devam eden saldırıları, anlık bir tepki olmaktan ziyade uzun süredir biriken bir stratejik dönüşümün sahadaki karşılığıdır.
İran-ABD ateşkesi bugün için barışa açılan sağlam bir kapıdan ziyade, her an kapanabilecek dar ve hassas bir geçiş alanı görünümündedir. Diplomasi canlılığını korusa da bu hareketlilik tek başına iyimserlik üretmek için yeterli değildir.
Atama, dışarıdan gelen bir komutanın teşkilatın başına getirilmesi, rejim değişikliği beklentisinin kurumsal düzeyde sürdürülmesi ve İran dosyasının Başbakanlık Ofisi’nin doğrudan yönetimine geçmesi gibi unsurları bir arada barındırmaktadır.
Stratejik istihbarat başarısızlığı, geçmişe ait bir analiz hatası olarak görülmemelidir. Mevcut süreçte çatışmanın yönünü belirleyen, onu daha öngörülemez ve daha yıkıcı bir mecraya taşıyan ve nihayet çatışmanın durdurulmasına yol açan bir faktör olarak değerlendirilmelidir.
Savaşın seyri, temel bir paradoksu gözler önüne sermektedir: Başlıca aktörlerin hiçbiri kesin bir zafer elde edebilecek kapasitede görünmezken, tamamı istikrarlı bir çözümü engelleyecek yeterliliği muhafaza etmektedir.
Hürmüz Boğazı Yönetim Planı, 1982’den bu yana transit geçiş rejimine yöneltilmiş en kapsamlı ve somut itiraz niteliği taşımaktadır.
Savaşın yayılması ve ABD’nin İran’da kaos üretmeye dönük kara harekâtına yönelmesi, Türkiye açısından net bir kırmızı çizgidir. Bu tarz bir tırmanma, hem savaşın uzamasına hem de Türkiye’ye yönelik tehdidin artmasına neden olacaktır.
ABD’nin kara müdahalesine dair seçenekleri, yalnızca sahadaki askerî şartlara göre değil daha geniş stratejik hesaplara göre de şekillenecektir. Bu nedenle sürecin hangi taraf lehine sonuçlanacağı belirsizliğini korumaktadır.
ABD’nin sınırlı kara operasyonu yürütme kapasitesi olsa da asıl mesele, bu operasyonun sağlayacağı muhtemel kazançların; tırmanma riski, uzun süreli angajman ihtimali ve İran’ın savunma ağlarının yaratacağı maliyete değip değmeyeceğidir.
Yüz binlerce Lübnanlının güneyden göç etmek zorunda kalması ve sınır yerleşimlerinin sistematik biçimde ortadan kaldırılması gerek askerî gerekse demografik sonuçlar doğuran bir sürece işaret etmektedir.