Suriye Devrimi ile birlikte yaşadığı stratejik yenilgi ve alan kaybı İran açısından sarsıcı bir etki yaratırken, söz konusu kayıpların telafisi ve ikamesi adına geliştirilebilecek karşı stratejilerin ise Suriye’nin geleceğinde farklı boyutlara yönelik tehditlere dönüşebilmesi olasıdır.
Suriye’nin Geleceğinde Hibrit Tehdit Kaynağı Olarak İran
8 Aralık Suriye Devrimi, Suriye’nin yeniden inşası ve geleceği bağlamında tartışmaları, değerlendirmeleri ve girişimleri yoğunlaştırmıştır. Söz konusu tartışma, değerlendirme ve girişimlerin odağını ise Suriye’de devlet inşası; kurumsal sistemin yeniden yapılandırılması ve siyasi birlik ve ulusal bütünlüğün sağlanması oluşturmaktadır. Bu çerçevede, Suriye’de ekonomik yapıdan kalkınmaya, sınır güvenliğinden kamu düzenine kadar geniş bir yelpazede projeksiyonlar ve yol haritaları sunulmaktadır. Bununla birlikte bu sürecin güvenli bir inşa ve yeniden yapılanma süreci olarak tamamlanabilmesine yönelik olarak gelişebilecek tehditler ve bu tehditlerin önlenmesi de bu sürecin en önemli dinamikleri arasında yer almaktadır. Bu noktada, Suriye’nin geleceğine ve yeniden inşa sürecinin farklı boyutlarına yönelik bütünsel ve hibrit tehdit kaynağı potansiyeline sahip olan en önemli aktör olarak İran konumlanmaktadır. Suriye Devrimi ile birlikte yaşadığı stratejik yenilgi ve alan kaybı İran açısından sarsıcı bir etki yaratırken, söz konusu kayıpların telafisi ve ikamesi adına geliştirilebilecek karşı stratejilerin ise Suriye’nin geleceğinde farklı boyutlara yönelik tehditlere dönüşebilmesi olasıdır.
Ekonomi, Kritik Altyapı ve Bilgi Güvenliği
İran’ın, Suriye’nin geleceğine yönelik oluşturabileceği hibrit tehdit alanlarının ilki ekonomi, kritik altyapı ve bilgi güvenliği boyutlarından oluşmaktadır. Suriye’de iç savaşın başladığı 2011 yılından itibaren Suriye ekonomisi içerisinde önemli kazanımlar elde eden İran, özellikle ulusal çapta faaliyet gösteren şirketleri aracılığıyla Suriye’nin ekonomik yapısında büyük bir etki elde etmiştir. Suriye’de enerji, savunma sanayii, inşaat, bankacılık ve tarım gibi çok farklı ekonomik faaliyet alanında etkinliğe sahip olan iran ve İranlı şirketler, Suriye Devrimi sonrasında İran’ın geliştirebileceği karşı strateji doğrultusunda ekonomik baskı ve ekonomik savaş aygıtına dönüştürülebilecektir. Bunun sonucunda, Suriye’nin yeniden inşası sürecinde en temel gereksinimlerden bir tanesi olan finansal güvenlik olumsuz yönde etkilenebilecektir.
Bununla birlikte, İran’ın, Suriye’de telekomünikasyon, iletişim ve kritik altyapı inşası bağlamında 2011 yılından beri sahip olduğu etkinlik ve kapasite de Suriye’nin geleceğine dair tehdit alanlarından bir tanesi oluşturmaktadır. Söz konusu sistem ve altyapılara dair geniş bir veri ve bilgi kaynağına sahip olan İran, Suriye’de bu sistem ve altyapıların yeniden inşasına yönelik olarak sabotajlar, sızıntılar ve bilgi güvenliğini ihlal edecek faaliyetlere başvurabilecektir. Özellikle, İran’ın son yıllarda siber güvenlik ve siber güç kapasitesine yönelik yatırımları ve bu alanda gerçekleştirdiği operasyonlar dikkate alındığında söz konusu tehdidin ölçeği daha net bir biçimde anlaşılabilmektedir.
Sınır Güvenliği
İran’ın, Suriye’nin geleceğine yönelik tehdit alanları arasında bir diğer boyut ise sınır güvenliği sorunudur. Irak-Suriye sınır hattının, Suriye iç savaşının başlangıcından itibaren, aşamalı bir biçimde, Irak’taki İran destekli milis grupların Suriye sahasına transferi amacıyla kullanılması, iç savaş sürecinde sınır hattı üzerindeki kontrolün ve güvenliğin yitirilmesine sebep olmuştur. Bu durum, Irak-Suriye sınır hattının, Haseke-Deyrezzor/Meyadin-Elbukemal düzleminde İran destekli milis grupların ve aynı zamanda bu gruplarla işbirliği içindeki PKK/YPG terör örgütünün denetim ve kontrolüne girmesine yol açmıştır. Uluslararası raporlar aracılığıyla teyit edilen bilgiler, söz konusu denetim ve kontrol, Irak-Suriye sınırının kaçakçılık yasadışı gelir alanı olduğunu ortaya koymuştur.
Buna karşın Suriye Devrimi, Suriye’de konuşlu İran destekli milis grupların da unsurlarını Irak sahasına kaydırmaya başlamasına sebebiyet vermiştir. Bu süreçte, İran destekli milis grup unsurlarının sınırın Irak hattında konuşlanmaya başlaması, sınır hattındaki denetim ve kontrol adına, Suriye’nin yeni yönetimi için bir tehdit oluşturmaya devam etmektedir. Zira İran destekli milis grupların halen Irak-Suriye sınır hattında varlık ve etkinlik göstermesi, Suriye’nin sınır güvenliğine yönelik hem mevcut hem de potansiyel bir tehdide işaret etmektedir. Suriye’nin yeni yönetiminin, Irak-Suriye sınırını PKK/YPG ve İran destekli milis gruplarından arındıramaması, İran’ın karşı stratejisi çerçevesinde ülkenin doğusunda süreklilik kazanabilecek olan bir güvenlik tehdidinin oluşumunu beraberinde getirebilecektir.

Şekil 1. İran’ın Suriye’nin Geleceğine Yönelik Hibrit Tehdit Bileşenleri ve Alanları
İç Güvenlik ve Kamu Düzeni
Suriye devrimi, ülkede bir geçiş sürecini başlatırken, iç güvenlik ve kamu düzeninin öncelendiği bir yapıyı da zorunlu olarak ortaya çıkarmıştır. Ülke içinde devrim sürecinde faaliyet göstermiş olan farklı silahlı grupların lağvı ve ulusal askerî ve kolluk gücünün oluşturulması, terör örgütlerinin Suriye sahasından ve geleceğinden tasfiyesi, ülkedeki farklı etnik, dinî ve mezhepsel grupların bütünlüğünün sağlanması ve nihayet karşı devrim girişimlerinin önlenmesi iç güvenlik ve kamu düzeni adına öne çıkan gerekliliklerdir. Bu bağlamda Suriye yönetimi gerekli girişimleri ortaya koymaya çalışırken, İran’dan gelen açıklamalar ise bu girişimlere meydan okuma yönünde kendisini göstermiştir. Bu durum İran’ın, Suriye’nin geleceğinde iç güvenlik ve kamu düzenine yönelik bir tehdit kaynağı olabileceğini göstermiştir.
Suriye’nin iç güvenliği ve kamu düzeni bağlamında, İran’ın uygulayabileceği stratejinin birincil tehdit boyutu karşı devrim ve ayaklanma girişimleri olabilecektir. Bu olasılığın izleri, Devrim Rehberi Ali Hamenei, devrim rehberi temsilcileri ve Cuma imamları ile diğer resmî organlardan ve aktörlerden gelen açıklamalarda görülmüştür. Söz konusu açıklamalarda, Suriye Devrimi “komplo” olarak tanımlanırken, Suriye’nin yeni yönetimi “terörist” veya” haydut” olarak nitelendirilmekte, bunun karşısında Suriyeli gençlerin bu “komplo” ile mücadele edeceğine yönelik inanç vurgulanmaktadır. İran’ın, yaklaşık 13 yıl boyunca Suriye’de oluşturduğu istihbarat ve milis ağı, örtülü operasyon kapasitesi ile İslam Devrimi sürecinde devrim, ayaklanma ve karşı-devrim süreçlerine ilişkin olarak devlet hafızasında bulunan tecrübe dikkate alındığında, bu kapasite ve tecrübenin Suriye’de ayaklanma ve karşı devrim hareketleri doğrultusunda kullanılabilme potansiyelinin düzeyi kendisini göstermektedir. Bu süreçte, Suriye Devrimi’nin ilk aşamalarında İran’a müzahir psikolojik harekat organları tarafından dolaşıma sokulan “Suriye’de Alevi katliamı” dezenformasyonu da İran’ın Suriye’de istikrarsızlık yaratabilme imkânına dair örneklik sunmuştur. Bununla birlikte, Suriye Devrimi’nin ardından Suriye’ye yönelik olarak başlayan İsrail işgali de İran’ın söz konusu stratejisine ivme kazandırabilecek; kendisine bağlı hücre yapılanmaları aracılığıyla “İsrail karşıtı halk hareketi” görünümü ile kaotik süreçler yaratabilecektir. Son olarak, İran’ın Suriye’de PKK/YPG terör örgütüne yönelik desteğini artırma potansiyeli ve buna yönelik olarak ortaya koyduğu girişimler de Suriye’nin iç güvenliği ve kamu düzeni adına temel tehdit potansiyellerinden bir diğerine işaret etmektedir.