Her ne kadar dördüncü tur görüşmelerin ertelenmesi olumlu bir gelişme olmasa da şu aşamada ortada önemli bir çıkmaz olduğu anlamına da gelmiyor
ABD-İran Müzakerelerindeki Tıkanıklığın Kaynağı Ne?
Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında devam eden dolaylı müzakerelerin dördüncü turu, 3 Mayıs 2025 tarihinde Roma’da yapılması planlanırken beklenmedik bir şekilde ertelendi. Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi’nin resmî açıklamasında, erteleme gerekçesini “lojistik nedenler” olarak belirtilmiş olsa da konunun arka planında daha karmaşık siyasi dinamikler bulunuyor. Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi, X platformunda yaptığı açıklamada, “Lojistik nedenlerden dolayı, 3 Mayıs Cumartesi günü için planlanmış olan İran ve ABD arasındaki toplantıyı başka bir zamana erteliyoruz. Yeni tarihler, tarafların karşılıklı anlaşmasından sonra duyurulacaktır” ifadelerini kullandı. Bu açıklamayı takiben, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, erteleme kararının Umman Dışişleri Bakanı’nın önerisi üzerine alındığını ve yeni tarih konusunda ilerleyen günlerde bilgilendirme yapılacağını söyledi.
Bu açıklamaların ardından İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de X platformunda paylaştığı mesajda “Umman’lı ve ABD’li muhataplarımızla birlikte, lojistik ve teknik nedenlerden dolayı görüşmelerin dördüncü turunu erteleme kararı aldık. İran olarak, müzakere yoluyla bir çözüme ulaşma konusundaki kararlılığımızda hiçbir değişiklik yoktur” ifadelerini kullandı. Öte yandan, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce, daha önce tarafların cumartesi günü görüşmek için mutabakata vardıkları açıklanmış olmasına rağmen, “ABD’nin cumartesi günü yapılacak görüşmelere katılmaya hazır olduğunu hiçbir zaman beyan etmediğini” öne sürdü. Ertelenmenin nedeniyle ilgili spekülasyonlar sürerken İran devletine bağlı Tehran Times, ertelemeden Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi’yi sorumlu tuttu. Tehran Times’a göre Grossi, iki ülke arasındaki görüşmelere dahil olabilmek için İran’ın nükleer programıyla ilgili “ABD tarafına yanıltıcı bilgi” verdi.
Diplomatik müzakerelerde “lojistik nedenler” genellikle müzakerecilerin katılımını koordine etme, görüşme mekanının güvenliğini sağlama, hava koşulları ve teknik sorunlar gibi meseleleri kapsar. Bu tür zorluklar genellikle kısa süreli gecikmelere neden olur ve normalde müzakerelerin özü veya sonucu üzerinde önemli bir etkiye sahip değildir. Fakat taraflardan gelen açıklamalar teknik veya lojistik nedenlerden ziyade, siyasi anlaşmazlıkların bu ertelemeye zemin hazırladığına işaret etmektedir. Nitekim İranlı diplomatik kaynaklar ertelemeyi, Muskat görüşmeleriyle ilgili ABD yönetimi içerisindeki fikir ayrılıklarına bağlıyor. İranlı kaynaklara göre Washington daha önce üzerinde mutabakat sağlanmış olan müzakerelerin genel çerçevesini değiştirmeye çalışıyor.
Yine de her ne kadar dördüncü tur görüşmelerin ertelenmesi olumlu bir gelişme olmasa da şu aşamada ortada önemli bir çıkmaz olduğu anlamına da gelmiyor. İran-ABD nükleer müzakereleri gibi karmaşık ve çok katmanlı müzakere süreçlerinde yaşanan takvim değişiklikleri ve geçici aksaklıklar, sıklıkla yaşanan durumlar olup bu tür ertelemeler genellikle tarafların pozisyonlarını yeniden değerlendirmelerine imkan sağlayan ara dönem işlevi görür. Ancak, ertelemenin uzun sürmesi halinde müzakerelerin tamamen durma riski de göz ardı edilmemelidir. Zira ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının devam ettiği ve bölgesel gerilimlerin tırmandığı bir dönemde, zaman faktörü kritik öneme sahiptir. Bu tarz sekteler, uzun süren gecikmeler sürecin yeni siyasi ve güvenlik değişkenleri tarafından sabote edilmesine zemin hazırlayabilir.
ABD’den Çelişkili Sinyaller
ABD’nin müzakere sürecindeki en belirgin paradoksu, bir yandan görüşmeleri sürdürürken, diğer yandan İran’a yönelik yeni yaptırımlar uygulamaya devam etmesidir. ABD’nin, iki ülke arasında dolaylı müzakereleri devam ederken 30 Nisan’da açıkladığı yeni yaptırımlar, İran tarafından “anlamlı bir müzakere sürecinin gerektirdiği iyi niyet ve ciddiyetten yoksunluk” olarak yorumlandı. Bekayi’nin ifadesiyle bu yaptırımlar “Amerikalı karar alıcıların çelişkili yaklaşımının açık bir kanıtıdır.” Bu çelişkili yaklaşımın bir diğer boyutu, ABD yönetimi içindeki farklı seslerin kamuoyuna yansımasıdır. Trump’ın Ortadoğu’dan Sorumlu Özel Temsilcisi ve ABD’nin görüşmelerdeki Baş Müzakerecisi Steve Witkoff’un müzakereler hakkındaki iyimser açıklamalarına karşın Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth gibi isimlerden İran’a yönelik tehditkâr açıklamalar gelmeye devam ediyor.
Hegseth 1 Mayıs Perşembe günü, Husilerle bağlantısı nedeniyle İran’ı askeri saldırıyla tehdit eden bir mesaj paylaştı. Daha sonra bu mesajın genellikle ılımlı tutumuyla öne çıkan Witkoff tarafından X hesabında yeniden paylaşılması, müzakere süreciyle ilgili soru işaretine neden oldu. Ertesi gün yani 2 Mayıs Cuma günü, Robio da “İran’ın hiçbir düzeyde zenginleştirme yapma yetenek ve kapasitesi olmamalıdır. İran’ın uzun menzilli füzelere sahip olmaması gerekir,” diyerek benzer bir açıklama yaptı. ABD’nin bu çelişkili yaklaşımı, hem iç politikada İsrail lobisi gibi baskı gruplarını tatmin etme hem de İran’ı masada tutma çabasının bir yansıması olarak okunabilir. Ancak bunun, bir yandan da müzakerelerin temelini oluşturması gereken karşılıklı güven inşasını zayıflatarak, özellikle İran tarafında Washington’ın niyeti hakkında giderek daha fazla tereddüde neden olduğu da kesin.
Teknik Detaylar ve Anlaşmazlık Noktaları
Görüşmelerin merkezinde, İran’ın nükleer programına ilişkin kısıtlamalar ile ABD’nin uyguladığı yaptırımların kaldırılması arasında kurulacak dengenin teknik detayları yer almaktadır. Arakçi’nin “daha teknik ve daha ayrıntılı konulara giriş” olarak tanımladığı bu aşamada, ilk kez her iki taraftan da ekonomi ve nükleer konularda uzmanların müzakerelere dâhil edilmesi, meselelerin teknik boyutunun ciddiyet kazandığını göstermektedir. Ancak teknik konularda ilerlemeler, temel anlaşmazlık noktalarının tamamen çözüldüğü anlamına da gelmiyor. İran, nükleer programının sivil amaçlı olduğu konusunda güven oluşturmaya hazır olduğunu belirtirken, uranyum zenginleştirme kapasitesini korumayı kırmızı çizgi olarak tanımlıyor. İran ayrıca, anlaşmaya varılması durumunda yaptırımları etkili biçimde kaldırmayı ilke olarak kabul eden ABD’den, bunun uygulama mekanizmalarına ilişkin somut adımlar ve gelecekte tekrar anlaşmadan çekilmeyeceğine dair teminat istiyor.
Müzakerelerin en hassas boyutlarından biri, ABD’nin olası bir anlaşmadan tekrar çekilmemesi için İran’ın talep ettiği garantilerin niteliğidir. İran heyeti, “yaptırımların etkili biçimde kaldırılması” sürecinin sözel taahhütlerle değil, ABD’nin iç hukuk sistemine dayalı somut ve bağlayıcı garantilerle desteklenmesini talep ediyor. Bu bağlamda, hangi yaptırımların kaldırılacağı, ABD iç hukuk sisteminde başkanın ve Kongre’nin rolü ve Kongre’nin anlaşmayı engelleme potansiyeli gibi meseleler, İran için kritik öneme sahiptir. Bekayi’nin vurguladığı üzere, uzlaşmaya varmanın koşulu, “İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’na (NPT) göre meşru olan haklarına saygı gösterilmesi ve yaptırımların etkili biçimde kaldırılması konusunda güven verilmesidir.” Teminat sorunu, görüşmelerin karşı karşıya olduğu en büyük meydan okumalardan biridir ve tarafların bu konudaki uzlaşma kapasitesi, sürecin akıbetinde belirleyici olacaktır.
Avrupalı Ülkelerin Konumu
Müzakere sürecinde dikkat çeken bir diğer husus, Avrupa Troykası olarak bilinen Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya’nın yeniden devreye girme çabasıdır. Arakçi’nin 24 Nisan 2025’te X’ten yaptığı paylaşımda, Avrupa ile diplomasinin yeniden başlatılmasına yönelik çağrıda bulunması ve Fransa’nın buna olumlu karşılık vermesi, sürecin Avrupa boyutunun canlanabileceğine işaret ediyor. Aynı zamanda, Umman Sultanı Heysem bin Tarık’ın Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı David Lammy ile ABD-İran görüşmeleirnin gerçekleştiği gün görüşmesi, Avrupa’nın süreçteki potansiyel rolünü göstermektedir. Ayrıca dördüncü tur görüşmelerin Avrupa’da gerçekleşebileceğine dair haberler, Troyka’nın sürece daha aktif katılımının diplomatik zeminini hazırlamaktadır. Nitekim söz konusu üç Avrupa ülkesi, Roma’da gerçekleşecek bir sonraki ABD-İran görüşmeleri öncesinde, İran dışişleri bakan yardımcıları ile görüşme talebinde bulundu. Bu talep, İran tarafından olumlu karşılanmışsa da görüşmelerin ertelenmesi nedeniyle iptal edildi.
Öte yandan Tahran yönetimi de son birkaç haftadır, Umman’ın arabuluculuğunda sürdürülen müzakere sürecini güçlendirme arayışında. Geçtiğimiz haftalarda Rusya ve Çin’e ziyaretlerde bulunan ve bölge ülkelerindeki mevkidaşlarıyla çeşitli telefon görüşmeleri gerçekleştiren Arakçi’nin çok yönlü diplomasi yaklaşımı, müzakere sürecinin kapsamını genişletiyor. Tahran’ın Avrupa Troykası ile temas kurma çabasının bir diğer boyutu de BM Güvenlik Konseyi’nin 2231 sayılı kararının Ekim ayındaki kesin sona erme tarihinden önce, Avrupa ülkelerinin BM yaptırımlarının yeniden uygulanması konusundaki tutumlarını değerlendirmektir. Bu bağlamda Tahran yönetimi “snapback” olarak adlandırılan bu mekanizmanın harekete geçirilmesini engellemek için Avrupa Troykası ile ayrı bir diplomatik kanal açmaya çalışmaktadır.
Sonuç
Mevcut durumda ABD-İran nükleer müzakereleri, “ihtiyatlı iyimserlik” olarak tanımlanabilecek bir aşamada bulunuyor. Müzakerelerin teknik detayların konuşulduğu aşamaya girmesi ve dördüncü turun gerçekleştirileceği tarihin belirlenmesi için çalışmaların devam etmesi, sürecin ilerleyişi açısından olumlu göstergelerdir. Ancak temel anlaşmazlık noktalarının varlığını sürdürmesi ve tarafların birbirlerine yönelik yaşadığı güven sorunu, sürecin kırılganlığını ortaya koyuyor. Özellikle ABD yönetimi içindeki farklı sesler, müzakerelerin gidişatını etkilemekte ve İran tarafında Washington’ın ciddiyeti konusunda şüpheye yol açmaktadır. Trump’ın ilk döneminde Mayıs 2018'de nükleer anlaşma olarak bilinen Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP) çekilme kararı alması ve ardından uygulanan “maksimum baskı” politikası, ABD-İran ilişkilerinde güven açığını derinleştirmişti. Bu nedenle ABD-İran arasındaki müzakereler, sadece teknik unsurları değil, aynı zamanda geçmiş deneyimlerin yarattığı psikolojik bariyerleri de aşmak zorundadır. BM Güvenlik Konseyi’nin 2231 sayılı kararında son tarih olarak vazedilen Ekim 2025’in yaklaşması, taraflarda zaman baskısına neden oluyor. Bu süreçte Avrupa ülkelerinin arabuluculuk rolü ve çok taraflı diplomatik çabaların sürdürülmesi, olası bir çözüm için kritik önem taşımaktadır. Önümüzdeki günlerde atılacak adımlar, sadece İran’ın nükleer programının değil bölgesel istikrarın ve küresel nükleer silahsızlanma rejiminin geleceğinde de etkili olacaktır.