Ukrayna ile İran arasında bağımsız bir savaş cephesinin açıldığını söylemek için henüz oldukça erken. Ancak iki savaş coğrafyasının giderek birbirine bağlandığı da açık.
Tahran, sınırlı misillemelerin Washington’un saldırı temposunu durdurmakta yetersiz kaldığını gördükçe daha aktif ve riskli bir caydırıcılık çizgisine yönelmektedir.
İran kıyısında vurulan hedefler ne rastgele seçilmiştir ne de yalnızca bir misillemeden ibarettir. Eldeki veriler, en açık biçimde Hürmüz üzerindeki denetimi ele geçirmeye dönük zorlayıcı bir harekâta işaret etmektedir.
Mutabakat kâğıt üzerinde Washington ile Tahran arasında imzalanmış olsa da sürecin asıl belirleyicisi İran’daki güç odakları arasındaki pazarlıktır ve bu pazarlığın sonucu henüz netleşmemiştir.
İslamabad Mutabakatı nihai anlaşmaya giden yolda bir ön anlaşma, KOEP ise nihai bir anlaşmadır. Bu iki belgenin en temel ortak noktası her ikisinin de sorunları diplomatik yolla çözme arayışının ürünü olmasıdır.
İran’ın vekil güçlere desteğini tamamen kesmesi beklenmese de savaş sonrası dönemde kaynaklarını daha çok iç istikrar ve konvansiyonel caydırıcılık kapasitesine yöneltmesi öngörülmektedir.
ABD ve İran devlet başkanları tarafından imzalanan, 60 gün süreyle geçerli olan ve iki ülke arasında kapsamlı müzakerelerin önünü açan mutabakatın İsrail’de birçok kesimin ezberini bozduğu görülmektedir.
Mutabakat zaptı etrafındaki tartışmanın yeni yönetim açısından asıl önemi, Payidari Cephesi’nin yalnızca anlaşmaya itiraz eden bir siyasi çevre olmasından öte, savaş sonrası dönemde karar alma süreçleri üzerinde baskı oluşturabilecek bir aktör olarak öne çıkmasıdır.
Mutabakat zaptı, İran sorununu çözen nihai bir uzlaşıdan çok bu dosyayı siyasi olarak yönetilebilir bir seviyeye indirme arayışının parçası olarak okunmalıdır.