Mozaik savunma, İran’ın askerî kapasitesini korumasına ve saldırılar karşısında direnç göstermesine katkı sağlamış olsa da tek başına savaşın sonucunu belirlemeye yeterli değildir.
ABD-İran hattında gerilim artabilir ve gelişmeler sınırlı çatışmaları tetikleyebilir. Ancak sürecin kaçınılmaz olarak geniş çaplı yeni bir savaşa neden olacağını düşünmek yanlış olacaktır.
Babülmendeb’de Husilerin elde ettiği yeni konum, ABD-İran savaşı bağlamında Tahran’a doğrudan kontrol etmediği ancak müttefikleri aracılığıyla etkileyebildiği ikinci bir baskı alanı sunmaktadır.
“Ekonomik Dışlama Operasyonu”nun en önemli riski, İran’ı geri adım atmaya zorlamak yerine Tahran’ı, zamanın kendi aleyhine işlemesini önlemek amacıyla mevcut denklemi değiştirecek ve gerilimi yeniden artıracak adımlar atmaya yöneltmesidir.
Savaşın sonucu, tek bir muharebeden ziyade tarafların ekonomik, siyasi, toplumsal ve psikolojik dirençlerini ne ölçüde koruyabildiklerine ve bu direnci sürdürülebilir bir siyasi stratejiye dönüştürüp dönüştüremediklerine bağlı olacaktır.
Körfez monarşilerinin, misilleme kapasitesini geliştirerek artık edilgen hedefler olmaktan çıkmak ve saldırıların maliyetini İran’ın bölgesel vekil ağları ile stratejik bağlantıları üzerinden karşı tarafa yüklemek yönünde bir güvenlik anlayışına yönelebileceği söylenebilir.
DMO ve askerî-güvenlik bürokrasisi, Mücteba Hamenei döneminde de İran siyasetinde ve stratejik karar alma süreçlerinde etkili bir güç merkezi olmayı sürdürecektir.
28 Şubat’ta başlayan savaş, Riyad’ın nükleer programını ekonomik kalkınmanın ötesinde stratejik dengeleme ve güvenlik aracı olarak görme eğilimini güçlendirmiştir.
İran’ın silahlı Kürt örgütlere yönelik kuvvet kullanımı, İKDP, Komala ve PAK’a karşı sınır ötesi hassas vuruş ve sürekli baskıya, PJAK’a karşı ise İran topraklarındaki doğrudan güvenlik operasyonlarına dayanan farklılaşmış bir nitelik taşımaktadır.
Ukrayna ile İran arasında bağımsız bir savaş cephesinin açıldığını söylemek için henüz oldukça erken. Ancak iki savaş coğrafyasının giderek birbirine bağlandığı da açık.
Tahran, sınırlı misillemelerin Washington’un saldırı temposunu durdurmakta yetersiz kaldığını gördükçe daha aktif ve riskli bir caydırıcılık çizgisine yönelmektedir.
İran, ABD’den gelecek ve sivil altyapıyı hedef alacak bir ikinci dalgadan kaçınmak isterken ABD ise savaşı daha maliyetli kılmadan Hürmüz ve nükleer meseleyi çözmek istemektedir.