DEAŞ Horasan’ın Yükselişi ve Tacik Militanlar

DEAŞ Horasan’ın Yükselişi ve Tacik Militanlar
Yerel unsurlara kıyasla ideolojik motivasyonları yüksek Orta Asyalı cihatçı grupların DEAŞ Horasan içerisindeki ağırlıklarının artması, örgütün “küresel cihat” hedefini merkeze alan yeni bir strateji geliştirmesine neden oldu.
Yazı boyutunu buradan ayarlayabilirsiniz

DEAŞ Horasan olarak bilinen DEAŞ’ın Afganistan yapılanması, ilk kez 2015 yılında Afganistan’ın Pakistan sınırında bulunan Nengerhar iline bağlı Açin ilçesinde ortaya çıktı. Kısa sürede nüfuz alanını genişleten örgütün ilk yıllarındaki hızlı yükselişi; aynı bölgede faaliyet yürüten Taliban güçleriyle yaşadığı şiddetli çatışmalar ve dönemin Afganistan hükûmetinin saldırılarıyla sekteye uğratıldı. 2019 yılında Taliban’ın yanı sıra Afganistan hükûmeti ve koalisyon güçleri tarafından koordineli şekilde DEAŞ Horasan’ın Nengerhar ve Kuner’deki üslerine yapılan kapsamlı saldırılarla örgüte ağır bir darbe indirilirken yüzlerce militan güvenlik güçlerine teslim oldu. Ancak 2020 yılının sonlarına doğru Taliban ile merkezî hükûmet güçleri arasında yoğunlaşan çatışma ortamından yararlanarak yeniden canlanma aşamasına giren DEAŞ Horasan, Ağustos 2021’de ABD’nin çekildiği sırada gerçekleştirdiği 13’ü Amerikalı olmak üzere 170’e yakın kişinin ölümüyle sonuçlanan Kabil Havalimanı saldırısıyla tüm dünyanın dikkatini üzerine çekti. İlerleyen süreçte Taliban’ın üst düzey yöneticilerine yönelik ardı arkası kesilmeyen suikastlar, Şiilerin yoğun olduğu bölgelerde gerçekleştirilen kanlı eylemler, yabancıların kaldığı tesis ve diplomatik merkezlerin hedef alınması gibi gelişmeler; Taliban yönetimini DEAŞ Horasan’a karşı harekete geçmeye zorladı. Özellikle 2022 yılının ikinci yarısından itibaren Taliban güvenlik güçleri tarafından DEAŞ Horasan hedeflerine yönelik düzenlenen operasyonlar sonrasında örgütün Afganistan içerisindeki saldırılarının sayısında ciddi azalma görüldü. Taliban hâkimiyetinin ilk yılında ayda ortalama 23 olarak kayıtlara geçen saldırı sayısı, Eylül 2022 ila Haziran 2023 arasında ayda 3 saldırıya kadar düştü. Taliban’ın saldırıları sonucu ağır kayıplar veren DEAŞ Horasan’dan geriye kalanlar, bir zamanlar Usame bin Ladin’in saklandığı Tora Bora dağlarına çekilmek zorunda kaldı. Böylece kontrol ettiği son toprak parçasını da kaybeden DEAŞ Horasan, Irak Şam Devleti gibi belli bir alanı kontrol eden “hilafet”ten el-Kaide benzeri hücresel bir yapıya dönüştü.

DEAŞ Horasan’ın Değişen Stratejisi

DEAŞ Horasan ilk ortaya çıktığında gerek lider kadrosu gerekse bünyesinde barındırdığı savaşçılar itibarıyla çeşitli pragmatist nedenlerle bir araya gelmiş eski Pakistan ve Afganistan Talibanı üyelerinin oluşturduğu yerel bir örgüttü. Nengerhar ve Kuner gibi değerli taş madenleri bakımından zengin, uyuşturucu ve değerli taş kaçakçılığının yaygın olduğu ve aynı zamanda Afganistan-Pakistan ticaret yolu üzerinde bulunan bölgede kümelenen DEAŞ Horasan, uzun vadeli stratejik hedeflerden ziyade ekonomik kaynak ve çıkarlarını korumak gibi pragmatist hedeflere odaklanan bir örgüt görünümündeydi. Sık değişen liderlik kadrosu ve gevşek hiyerarşik yapısı, DEAŞ Horasan’ın uzun vadeli tutarlı bir stratejik hedef geliştirmesini zorlaştıran faktörlerdi. İlk 5 yıl içerisinde dört lideri öldürülen DEAŞ Horasan, 2015-2018 yılları arasında girdiği çatışmalarda 500’den fazla orta rütbeli komutanını ve binlerce savaşçısını kaybetti. Ancak uğradığı ağır kayıpların yanı sıra her geçen gün artan askerî baskılar ile değişen lider ve savaşçı profili, örgütte yapısal bir değişime neden oldu. Bu bağlamda özellikle eski bir Pakistan Talibanı üyesi olan Abdullah Orokzai’nin 2020 yılının ortalarında öldürülmesinin ardından genç yaşına rağmen el-Kaide ve Hakkani gruplarında cihatçı örgütler safında savaşarak önemli tecrübeler kazanmış Senaullah Gaffari (Şahap el-Muhaciri) gibi karizmatik ve hırslı bir profilin lider seçilmesi, örgüt açısından bir dönüm noktası oldu. 1989 Afganistan doğumlu olan Gaffari, sofistike ve ölümcül saldırılar planlama konusundaki uzmanlığıyla meşhur. Kabil Havalimanı saldırısı dâhil örgütün birçok kanlı eylemini bizzat planlayan isim olarak biliniyor.

Gaffari’nin göreve gelmesinin ardından örgütün propaganda faaliyetleri, DEAŞ’ın Suriye’de yenilgiye uğratılmasının ardından çeşitli bölgelere dağılan Tacik, Özbek, Kırgız, Çeçen, Çinli vs. militanları cezbedecek şekilde güncellendi. Daha önce sadece Farsça ve Peştuca yayımlanan propaganda materyallerine Urduca, Hintçe, Bengalce, Özbekçe, Darice (Tacikçe), Rusça, Türkçe ve İngilizce de eklendi. Propaganda çalışmalarına paralel olarak örgütün Afganistan dışındaki faaliyetlerinde de hareketlenme görüldü. Ekim 2022’de İran’ın Şiraz kentinde 15 kişinin ölümüyle sonuçlanan Şah Çerağ Türbesine saldırı düzenlendi. Ağustos 2023’te aynı türbe bir kez daha hedef alındı. Gaffari, örgütün ana omurgasını oluşturan Peştunlar yerine Irak Şam İslam Devleti’nin Suriye’de yenilgiye uğratılmasının ardından Afganistan’a kaçan Tacik, Özbek, Kırgız, Çeçen ve Uygur militanları istihdam etti. Yerel unsurlara kıyasla ideolojik motivasyonları yüksek olan Orta Asyalı cihatçı grupların DEAŞ Horasan içerisindeki ağırlıklarının artması, örgütün “küresel cihat” hedefini merkeze alan yeni bir strateji geliştirmesine neden oldu. Bu bağlamda ocak ve mart aylarında gerçekleşen ölümcül Kirman ve Moskova saldırıları, DEAŞ Horasan’ın saldırı kapasitesinin yanı sıra küresel cihat hedefine yönelik artan motivasyonunu da gösteriyor. Belli bir toprak parçasını kontrol altında tutmak için mücadele etmek yerine küresel cihada yönelmek, örgüte askerî baskılara karşı direnme esnekliği kazandırıyor. Ayrıca küresel cihat söylemi, DEAŞ Horasan’ı cihatçı gruplar açısından bir cazibe merkezi hâline getiriyor. Kısacası DEAŞ Horasan değişen şartlara uyum sağlayarak Afganistan’daki varlığını korumaya devam ediyor. ABD’nin çekilmesiyle bölgede oluşan güvenlik boşluğu, Taliban’a rağmen DEAŞ Horasan’ın bölge ve dünya güvenliği için gerçek bir tehdit unsuru olarak varlığını sürdürmesine imkân tanıyor.

DEAŞ Horasan İçerisindeki Orta Asyalı Militanlar

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) Temmuz 2023’te yayımladığı rapora göre Afganistan’da aile üyeleri dâhil olmak üzere 4 ila 6 bin DEAŞ Horasan üyesi bulunuyor. Örgütün çekirdek kitlesini, Pakistan ve Afganistan Talibanı’ndan ayrılanların yanı sıra Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Çin’den gelen militanlar oluşturuyor. Taliban’a yakın kaynaklar, DEAŞ Horasan militanlarının büyük bölümünün Orta Asyalılardan oluştuğunu iddia ediyor.

Orta Asya kökenli militan gruplar arasında özellikle son dönemde gerçekleştirdikleri saldırılarla Tacikistanlı militanlar öne çıkıyor. Ocak 2024’teki Kirman ve İstanbul Santa Maria Kilisesi saldırıları ve 22 Mart’taki Moskova saldırısı dâhil DEAŞ Horasan’ın son dönemdeki ses getiren saldırılarının tamamında Tacik militanlar başroldeydi. DEAŞ Horasan içerisindeki Tacik militanlar iki gruba ayrılıyor. Birinci grup, İmam Ali Rahman yönetimine karşı mücadele etmek için Tacikistan vatandaşları tarafından 2006 yılında kurulan Cemaat Ensarullah’tan ayrılarak DEAŞ Horasan’a katılanlardan oluşuyor. 2022 yılında Tacikistan Talibanı adını alan Cemaat Ensarullah, uzun yıllar Afganistan’da ABD ve NATO güçlerine karşı Taliban saflarında savaştı. Ancak Taliban’ın, 2020’de ABD ile imzaladığı Doha Anlaşması’nda “Afganistan topraklarını herhangi bir grup tarafından komşu ülkelerin güvenliğine zarar verecek şekilde kullandırtmamayı” taahhüt etmesi, birçok cihatçı grup gibi Cemaat Ensarullah militanları arasında da büyük bir hayal kırıklığına neden oldu. Bunun üzerine çok sayıda Cemaat Ensarullah üyesi, müttefikleri Taliban’ı “cihat”tan uzaklaşmakla suçlayarak DEAŞ Horasan’a katıldı. İkinci grup ise Irak ve Suriye’de DEAŞ saflarında savaşmış ancak DEAŞ’ın Suriye’de yenilmesinden sonra Afganistan’a kaçan Taciklerden oluşuyor. Tahminen 2 ila 3 bin Tacikistan vatandaşının Irak ve Suriye’de DEAŞ saflarında savaşa katıldığı belirtiliyor. Bunların yaklaşık %80’i Rusya’da işçi olarak çalışan Taciklerden oluşuyor. Hayatta kalanların büyük bölümü, DEAŞ’ın Suriye’de yenilgiye uğratılmasından sonra Afganistan’a giderek DEAŞ Horasan’a katıldılar. Bununla birlikte bir zamanlar Taliban’la omuz omuza savaşan ve hâlihazırda Taliban himayesinde Afganistan’da bulunan Özbekistan İslami Hareketi ve Türkistan İslami Hareketi üyeleri de DEAŞ Horasan açısından potansiyel insan kaynağı olmaya devam ediyor. Zira Taliban’ın Afganistan’da hâkimiyeti ele geçirdikten sonra özellikle Çin ve Özbekistan’la geliştirdiği iyi ilişkiler, bu gruplarla Taliban arasında güven sorununa neden olmuş durumda. Dolayısıyla ilerleyen süreçte bunların kitleler hâlinde DEAŞ Horasan’a katılmasından endişe ediliyor.

Tacikleri Radikal Gruplara Sürükleyen Faktörler

1990’larda acımasız bir iç savaş tecrübesi yaşayan Tacikistan, Orta Asya’daki en fakir ülkelerden biri. Ekonomisi büyük ölçüde Rusya’da çalışan 1 milyondan fazla göçmen işçinin havalelerine bağımlı. Tacik işçilerin ülkelerine gönderdikleri paralar, ülkenin GSYH’sinin yaklaşık %50’sini oluşturuyor. Tacik işçilerin Rus toplumuna entegrasyonunu kolaylaştıracak bir programın bulunmaması, çalışma ve oturma izni alırken karşılaşılan karmaşık idari engeller, çalışma izni bulunmayan işçilerin daha düşük ücretle çalıştırılması, Rus polisinin Tacik gençler üzerindeki baskısı, kötü muamele ve Tacikistan Büyükelçiliği tarafından gerekli hukuki desteğin sağlanmaması; göçmen Tacik işçileri DEAŞ gibi radikal gruplara sürükleyen faktörler olarak sıralanıyor. Tacik gençlerinin radikal gruplara katılma eğilimindeki etkenlerden biri de Tacikistan’daki din eğitimindeki kısıtlamalardır. 18 yaş altı gençlerin camilere girmesinin yasak olduğu ülkede, din eğitimi konusunda ciddi kısıtlamalar bulunuyor. Nüfusunun %90’ından fazlasının Müslüman olduğu Tacikistan’da, başkent Duşanbe’nin dışında gençlerin din eğitimi alabilecekleri kurum veya merkez bulunmuyor. Uzmanlara göre Tacikistan’daki kısıtlamalar nedeniyle Tacik gençlerinin İslam dini konusunda yeterli bilgiye sahip olamamaları; onları, ileri propaganda araçları kullanan radikal grupların tuzağına düşürüyor.