Bu girişim, tek başına tarihsel bir kopuş değil dış baskı, iç kriz ve rejim kırılganlığı beklentisinin kesiştiği konjonktürel mantığın içinde anlam kazanan bir gelişme olarak okunmalıdır.
İran’da Kürt Silahlı Grupların İş Birliği Girişimi Ne Anlama Geliyor?
22 Şubat 2026’da İran Kürdistan Demokrat Partisi (İKDP), PJAK, PAK, Komala ve Habat örgütleri, “İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu” adı altında yeni bir yapılanmaya gittiklerini duyurdu. Bu açıklama, çeşitli analizlerde İran’daki Kürt siyasal hareket açısından tarihsel bir dönüm noktası olarak yorumlandı. Bu analizlerde söz konusu adımın, Kürt silahlı ve siyasal aktörleri ilk kez birleşik ve “kararlı” bir cephe haline getiren bir girişim ve dolayısıyla İran’ın kuzeybatısında dengeleri değiştirebilecek yeni bir süreç olarak okunduğu görülüyor.
Ancak bu değerlendirmeler girişime, onu tarihsel arka planından ve mevcut yapısal sınırlarından kopararak abartılı bir anlam yükleme riski barındırmaktadır. Bu nedenle, İran’daki Kürt hareketinin geçmiş deneyimleri, örgütler arası rekabet dinamikleri, ideolojik farklılıklar ve bölgesel güç dengeleri dikkate alındığında, ilan edilen koalisyonun etkisini daha temkinli bir çerçevede değerlendirmek gerekmektedir. Nitekim söz konusu oluşumun tam olarak neye tekabül ettiği, tarihsel süreklilik, örgütsel kapasite, bölgesel konjonktür ve dış aktörlerin rolü gibi etmenlerle ele alındığında anlaşılabilir.
Koalisyon konjonktürel örüntünün yeni bir halkası mı?
İran’daki Kürt silahlı gruplar arasındaki iş birlikleri incelendiğinde, tekrar eden belirgin bir tarihsel örüntü dikkat çekmektedir. Bu girişimler çoğunlukla belirli konjonktürel eşiklerde ortaya çıkmıştır. İran’a yönelik dış baskının arttığı, ülke içinde siyasal istikrarsızlık olasılığının baş gösterdiği ve rejimin çözülme ya da dönüşüm sürecine girdiğine dair beklentilerin güç kazandığı dönemler, iş birliği arayışlarının zeminini oluştura gelmiştir.
Bu örüntünün ilk önemli örneği, 2018 başında ilan edilen “İran Kürdistanı Siyasi Partileri İşbirliği Merkezi” adlı yapılanmadır. Platform, Donald Trump yönetimindeki ABD’nin İran’a karşı “maksimum baskı” politikası ve rejim değişikliği söylemiyle şekillenen yaklaşımının doğrudan etkisi altında kurulmuştur. 2017 sonu ile 2018 başındaki protesto dalgasının sistemde bir dönüşüm yaratabileceği yönündeki beklenti, örgütleri geçici bir ortaklık zemini üzerinde buluşturmuştur. Ancak öngörülen siyasal kırılma gerçekleşmeyince platform kısa sürede etkisizleşmiş ve kalıcı bir siyasi ağırlık üretememiştir.
İkinci dalga, 2022’de Mehsa Emini’nin ölümü sonrasında başlayan “Kadın, Yaşam, Özgürlük” protestolarla ortaya çıkmıştır. Bu süreçte yeniden gündeme gelen iş birliği çabaları, ortak strateji üretmekten ziyade temsil, liderlik ve sembolik meşruiyet üzerinden yürüyen örgütsel rekabeti derinleştirmiştir. PJAK’ın Mahabad Cumhuriyeti bayrağı üzerindeki sahiplik iddiasına İKDP’nin gösterdiği sert tepki, bu rekabetin en görünür örneklerinden biri olmuştur.
Üçüncü eşik ise Haziran 2025’te İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük çatışma sürecidir. Bu dönemde Komala ve PAK dış müdahaleyi fırsat olarak değerlendirirken İKDP ve PJAK bu yaklaşımı açık biçimde reddetmiş, stratejik ayrışmalar ortak bir tutumun oluşmasını engellemiştir.
22 Şubat 2026’da ilan edilen “İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu” bu tarihsel örüntünün yeni ve daha kapsamlı bir halkasını temsil etmektedir. 2025 sonunda patlak veren kitlesel protestolar, 12 günlük çatışmanın ardından İran sisteminin kırılganlaştığına dair yaygın kanaat ve ABD yönetiminin açık destek açıklamaları, bu aktörler arasında sistemik bir çözülmenin mümkün olduğu yönünde güçlü bir beklenti üretmiştir. Ocak 2026’da kurulan “İran Kürdistanı Partileri İşbirliği ve Diyalog Merkezi”, şubat ayında Habat’ın da katılımıyla koalisyon formuna dönüştürülmüştür.
Dolayısıyla 22 Şubat girişimi, tek başına tarihsel bir kopuş değil dış baskı, iç kriz ve rejim kırılganlığı beklentisinin kesiştiği konjonktürel mantığın içinde anlam kazanan bir gelişme olarak okunmalıdır.
Koalisyonun sınırlılıkları
Bu noktada akla, koalisyonun gerçek bir stratejik dönüşüm üretip üretmediği sorusu gelmektedir. Yukarı da değinilen arka plana bakıldığında temkinli olmak gerektiği açıktır. Zira karşılaşılan engeller geçici değil yapısaldır. En belirleyici sorun, örgütler arasındaki kronik liderlik rekabetidir. Her aktör, “İran Kürt siyasetinin meşru temsilcisi” olma iddiasını devredilemez bir siyasi sermaye olarak görmektedir. 2018 platformuna PJAK’ın katılmaması ve 2022’deki sembolik çatışmalar, bu rekabetin iş birliği girişimlerini nasıl aşındırdığını göstermiştir. İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu bu rekabeti ortadan kaldırmamış, yalnızca geçici olarak askıya almıştır.
İdeolojik ayrışmalar da belirleyiciliğini korumaktadır. Örgütlerin İran’daki siyasi sorunu tanımlama biçimi, Kürt meselesine yaklaşımı ve önerdikleri çözüm reçeteleri birbirinden farklıdır. Bu farklar zaman zaman “ihanet” ya da “sapma” suçlamalarına dönüşmekte, müzakere zeminini kırılganlaştırmaktadır. Dış müdahaleye ilişkin tutum farklılıkları bu çatlağın en somut yansımasıdır ve 2025’te yaşananlar bu ayrılığın sürdüğünü göstermiştir.
Bir diğer sorun, dış aktörlerden –özellikle ABD ve İsrail’den– sağlanabilecek destek üzerindeki rekabettir. Bu noktada özellikle PJAK, PAK ve Komala, uluslararası paydaşlara kendisini İran Kürtlerinin en güçlü ve meşru temsilci olarak sunmaya çalışmakta, dış desteği tekeline alma eğilimi göstermektedir. Bu durum ortaklık ilişkilerini zayıflatmaktadır.
Ölçek ve kapasite asimetrisi de koalisyonun iç dinamiklerini şekillendirmektedir. Komala ve PAK, İKDP ve PJAK’a kıyasla daha sınırlı kapasiteye sahiptir ve platformu görünürlük artırma aracı olarak kullanma eğilimindedir. İKDP ve PJAK ise koalisyona örgütsel hegemonya zemini olarak yaklaşmaktadır. Bu gerilim platformun uzun vadeli işlevselliğini zedeleme potansiyeline sahiptir.
Tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde koalisyonun yapısal sınırları belirginleşmektedir. Bu süreç yeni bir dönemin başlangıcından çok mevcut konjonktürel mantığın daha geniş katılımla ve daha kurumsal biçimde yeniden üretimidir. PJAK’ın dahil olması, Habat’ın çatı altına alınması ve daha sistemli bir örgütsel çerçeve oluşturulması girişimi önceki denemelerden ayırmaktadır. Bu özellikle PJAK’ı belirli yönlerden “kontrol altında” tutma arayışı olarak görülebilir. Ancak bu, yapısal sorunların aşıldığı anlamına gelmemektedir. Bu noktada, özellikle PJAK’ın ortaya çıkarabileceği yıkıcı ve sabote edici adımlar etkili olabilecektir. PJAK’ın 2022 itibariyle yakaladığı propaganda ivmesini, İran Kürt silahlı grupları içinde liderlik konumuna eriştiği yönündeki algısı ve kendi yaklaşımlarını diğer gruplara empoze etme tutumu, bu koalisyon yapısının bozulmasına neden olabilecektir.
Koalisyonun uzun vadeli kaderi, İran ile ABD-İsrail hattındaki gerilimin hangi yönde seyredeceğine ve örgütsel rekabet ve stratejik ayrışmaların nasıl yönetileceğine bağlıdır. Bu noktada özellikle PJAK’ın yaklaşımı, diğer örgütlerin tutumunu olumsuz etkileyerek koalisyonu işlevsiz bırakabilir. Tarihsel deneyim bunun aksinin gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak, daha önceki evrelerde olduğu gibi şimdi de söz konusu örgütler, İran siyasal sisteminin zayıfladığı yönünde bir kabulle hareket ediyorsa da bunun böyle olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek durumunda kalabilir. Ayrıca bu yapıların, uluslararası konjonktüre göre hareket ederken bölgesel koşulları yeterince dikkate almadığı görülmektedir. Zira Ortadoğu’da devlet dışı yapıların gücü artma değil azalma eğilimdedir. Geleneksel olarak bu yapılarla iş birliği yapan devletler dahi bu konuda daha ihtiyatlı davranmaktadır. Tüm bunlara İran’daki söz konusu yapılar arasında, aynı etnik grubu temsil ettikleri iddiasıyla kapatılamayacak kadar önemli tarihsel, ideolojik ve temsil mesafesinin de olduğunu eklemek gerekir. Bu nedenle, bu yeni girişimin öncekilerden kayda değer şekilde farklılaştığını söylemek için henüz çok erkendir.