İran’da yaşanan su sorunu, çevresel endişelerin ötesine geçen ve ulusal güvenlik düzeyine ulaşan derin bir sorun haline gelmiştir.
İran’da Yaşanan Su Krizi
İran’da giderek derinleşen su krizi, uygulanan su kısıtlamaları ve Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın mevcut koşullar devam ederse Tahran’ın tahliye edilmesinin dahi gündeme gelebileceğini söylemesi, ülkeyi bir anda dünya gündemine taşımış ve su sorununun artık ertelenemez bir acil durum haline geldiğini açıkça göstermiştir.
Dünya Kaynakları Enstitüsü tarafından su kıtlığı yaşayan 13 ülkeden biri olarak tanımlanan İran’da, su krizinin başlıca nedenleri arasında nüfus yoğunluğu, değişen iklim koşulları, azalan yağış miktarı, artan sıcaklıklar ve giderek sıklaşan kurak dönemlerle birlikte buharlaşma ve terleme oranlarındaki yükseliş yer almaktadır.
Doğal faktörlerin yanı sıra su kaynaklarının yoğun ve verimsiz kullanımı, sürdürülebilir bir biçimde yönetilememesi, sorunların kısa vadeli projelerle çözülmeye çalışılması ve suyun etkin kullanımını önceleyen politika ve yatırımların uzun süre ihmal edilmesi, krizi derinleştiren temel unsurlardır. Ayrıca yıllarca uygulanan “öz yeterlilik” politikası doğrultusunda yürütülen yoğun tarımsal faaliyetler, ülkenin su dengesini kalıcı biçimde bozmuştur. Kısacası, İran’daki su krizi yalnızca son yıllardaki kuraklığın değil, uzun süredir devam eden hatalı su yönetiminin sonucudur.
İran’da su krizinin boyutları
Yaşanan su sorunu, çevresel endişelerin ötesine geçen ve ulusal güvenlik düzeyine ulaşan derin bir sorun haline gelmiştir. Göllerin, nehirlerin ve yeraltı sularının hızla kuruması, buna bağlı olarak kırsal yerleşimlerin terk edilmesi ve kentlerde su kesintilerinin artması, krizin idari, ekonomik ve toplumsal etkilerini açık biçimde ortaya koymaktadır.
İranlı su uzmanları, ülkenin karşı karşıya bulunduğu tabloyu açık bir şekilde “su iflası” olarak tanımlamaktadır. Tüketim miktarı yenilenebilir su kaynaklarının çok üzerine çıkmış, arz-talep dengesi tamamen çökmüştür.
İran’da su yönetimi genel olarak üç dönemde incelenmektedir: (i) başlangıç dönemi (1927-1963), (ii) şekillendirme dönemi (1963-1979), (iii) 1979 sonrası değişim ve yeni aşama. Özellikle 1960’lardan itibaren su yönetimi, teknoloji ve altyapı yatırımlarını önceleyen, inşa odaklı bir yapıya bürünmüştür. Bu dönemde su kaynaklarının geliştirilmesi amacıyla çok sayıda büyük baraj inşa edilmiştir. Yalnızca bu süreçte yapılan 58 baraj, İran’ın toplam su potansiyelinin %25’inden fazlasını depolayabilecek kapasiteye ulaşmıştır.
Aynı yıllarda yeraltı suyu kullanımı da yaklaşık üç kat artmış, İran’ın binlerce yıldır su temininde kullandığı geleneksel “kanat”1 (su kanalları) sistemi aşırı kullanım ve ihmal nedeniyle ciddi biçimde zarar görmüştür.
İran’ın su sıkıntısına ilişkin tartışmalar özellikle Urmiye Gölü’nün kuruma süreci ile son 15 yılda yoğun şekilde kamuoyunun gündeminde yer almıştır. Bu dönemde çeşitli politika önlemleri alınmış, su meselesi seçim kampanyalarının dahi önemli gündem maddelerinden biri hâline gelmiştir. Ancak alınan tedbirler, sorunun derinleşmesini durdurmaya yetmemiştir.
Tarım İran’da da su kaynaklarını en yoğun tüketen sektördür. Su kaynaklarının %90’ı tarım amacıyla kullanılırken bu suyun %60’ı geleneksel sulama yöntemleri, eskimiş iletim ağları ve yatırım eksikliği nedeniyle israf olmaktadır.
İran’ın su kaynakları ülke geneline eşit biçimde dağılmamaktadır. Özellikle nüfusun yoğun olduğu bölgelerde mevcut su kaynakları talebi karşılayamamaktadır. Bu nedenle İran, su sorununu çözmek amacıyla uzun yıllar boyunca hidrolik misyon olarak adlandırılan ve büyük ölçekli altyapı yatırımlarını önceleyen bir yaklaşımı benimsemiş, geniş baraj projelerine ve havzalar arası su transferlerine yönelmiştir. Ancak 1970’lerin sonundan itibaren merkez vilayetlerin su ihtiyacını karşılamak için uygulanan bu transfer projeleri, kaynak havzaların artan tüketimi ve iklim değişikliğine bağlı yağış rejimindeki bozulma nedeniyle giderek işlevsiz hâle gelmiştir.
Coğrafi açıdan değerlendirildiğinde İran, su kaynakları bakımından avantajlı bir konuma da sahip değildir. Ülke topraklarının yaklaşık %85’i kurak veya yarı kurak iklim kuşağında yer almakta, yıllık ortalama yağış miktarı 253 mm ile dünya ortalamasının yaklaşık dörtte birine denk gelmektedir. Son altı yıldır etkisini artıran kuraklık nedeniyle, 2025 yılı içerisinde yağış miktarının dönem ortalamalarının yaklaşık %81 altında seyrettiği belirtilmektedir. Bu süreçte ülke genelinde 19 büyük barajın tamamen kuruduğu rapor edilmiştir.
İran’da uzun süredir devam eden su krizi, bu yıl ilk kez doğrudan başkent Tahran’ın su arzını tehdit eder boyuta ulaşmıştır. Yıllardır farklı havzalardan Tahran’a yönlendirilen su transferleri, artan talebi karşılamakta yetersiz kalmış; kentteki yeraltı su seviyelerinde ciddi düşüşler meydana gelmiştir. Bazı bölgelerde yıllık toprak çökmesi 30 santimetreye kadar çıkmış ve bu durum şehrin altyapısı açısından kritik bir kırılganlık yaratmıştır.
Resmi verilere göre yaklaşık 10 milyon nüfusa sahip olan Tahran’ın su talebi ülke ortalamasının çok üzerindedir ve mevcut altyapı bu yükü sürdürülebilir biçimde taşıyamamaktadır. Şehre su sağlayan beş ana baraj (Lar, Letyan, Emir Kebir, Talekan ve Mamlu) kritik seviyelere kadar boşalmış durumdadır. Su arz güvenliğinin aşınması, Tahran’ın mevcut haliyle ülkenin idari merkezi olarak işlevini sürdürebilirliği konusunda ciddi soru işaretleri yaratmıştır.
Çözüm arayışları
Su krizine çözüm arayan hükümet, tarihinde ilk kez başkentin taşınması seçeneğini resmen gündemine almıştır. Cumhurbaşkanı’nın yaptığı açıklamada, Tahran’ın artan nüfusu, hava kirliliği, altyapı baskısı ve özellikle su yetersizliği nedeniyle “yaşanabilirliğini kaybettiği” vurgulanmış, idari başkentin ülkenin güneyinde, su kaynaklarına daha yakın bir bölgeye taşınmasının değerlendirildiği ifade edilmiştir.
Bu karar yalnızca çevresel koşulların bir sonucu değil, aynı zamanda yönetişimsel, ekonomik ve stratejik bir dönüşüm arayışının göstergesi olarak da okunmaktadır. Başkentin taşınmasının hem Tahran üzerindeki su ve altyapı baskısını azaltması hem de ekonomik ve demografik hareketliliği ülke geneline daha dengeli şekilde yayması hedeflenmektedir. Ancak böyle bir adımın başarıyla uygulanabilmesi için uzun vadeli planlama, yüksek mali kaynaklar ve güçlü toplumsal uyum mekanizmaları gerekmektedir.
İran’ın su krizinin çözümüne yönelik geliştirdiği stratejiler arasında, mevcut yasal düzenlemelerin güncellenmesi ve uygulamanın sıkı biçimde denetlenmesi de önemli bir yer tutmaktadır. Son dönemde Tahran yönetimi, dünya genelinde öne çıkan geleneksel olmayan su kaynaklarına yönelme eğilimini benimsemeye başlamıştır. Bu kapsamda deniz suyunun arıtılarak (desalinasyon) iç bölgelere taşınması ve merkez havzalardaki su bütçesi üzerindeki baskının azaltılması amacıyla büyük ölçekli projeler başlatılmıştır.
Bu doğrultuda İran, su kullanım kotaları uygulamasına geçmiş, aşırı su tüketimine yönelik cezai yaptırımlar gündeme alınmış ve özellikle tarım sektöründe su kullanımının azaltılmasına dönük düzenlemeler tartışılmaya başlanmıştır. Ayrıca, bulut tohumlama yöntemiyle yağış artırma çalışmaları da yürütülmektedir. Nitekim Urmiye Gölü havzasında yapılan bir bulut tohumlama denemesi sonucunda yağış gerçekleşmiş, ancak uzun süredir yağış almayan ve geçirgenliğini kaybeden toprağın suyu emememesi nedeniyle bölgede ani sel meydana gelmiştir.
Bununla birlikte, tarım teknolojilerinin modernleştirilmesi, yağmur suyu hasadı, sel sularının depolanması, atık suların arıtılarak yeniden kullanımı ve yeraltı suyu kullanımının sınırlandırılması gibi stratejik adımların uygulanması zorunludur. Bu tür önlemler, uzun vadede su kaynaklarının daha sürdürülebilir kullanımını mümkün kılacaktır. Ancak İran’ın bugün karşı karşıya olduğu kriz, aynı zamanda acil çözümler gerektiren bir yönetim sorunu niteliğindedir.
Sonuç
İran’da yaşanan su krizi, uzun yıllara yayılan kötü ve etkin olmayan su yönetimi, yeraltı sularının aşırı tüketimi ve iklim değişikliğinin yağış rejimleri üzerindeki etkisi nedeniyle bugün kronik ve derin bir kırılganlığa dönüşmüş durumdadır. Tahran başta olmak üzere nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu bölgelerde su arzının sürdürülemez hale gelmesi, meselenin artık yalnızca çevresel değil, acil müdahale gerektiren ulusal bir güvenlik sorunu olduğunu göstermektedir. Uzmanların “su iflası” olarak tanımladığı bu tablo, ülkenin çevresel dengelerini olduğu kadar sosyo-ekonomik istikrarını ve politik karar alma süreçlerini de doğrudan etkilemektedir.
Bu krizden çıkış için İran’ın bütünleşik su yönetimi anlayışını artık somut politikalara dönüştürmesi kaçınılmazdır. Tarımda modern sulama tekniklerinin yaygınlaştırılması, sektörler arası su israfının azaltılması, su kullanım kotalarının etkin biçimde uygulanması, atık suyun geri kazanımı, yeraltı suyu tüketiminin sıkı şekilde denetlenmesi ve ihlallere yönelik yaptırımların devreye sokulması, artık tercihe bağlı değil, zorunlu adımlardır.
Uzun vadede doğa temelli çözümler, güçlü bir su yönetişimi çerçevesi ve komşu ülkelerle bölgesel işbirliğini geliştiren politikalar, İran’ın su krizini yönetebilmesi açısından kritik önemdedir. Bu reformların hayata geçirilmemesi halinde, su kaynakları üzerindeki baskı artmaya devam edecek ve ülkenin karşı karşıya olduğu kırılganlık çok daha derin bir yapısal krize dönüşecektir.
1Kullanılabilir suyu bir yer altı su kemeri aracılığıyla bir akiferden veya kuyudan yüzeye taşımak amacıyla eski İran’da geliştirilen su temin sistemidir. Sıcak ve kuru iklimlere sahip bölgelerde su temini için hayati önem taşıyan sistem, suyun yolculuk sırasında buharlaşma riskini büyük ölçüde ortadan kaldırarak uzun mesafeler boyunca taşınmasını sağlar.