İran’ın sorunlarının basit bir ifade şekli olmasa da “siyasetsizlik”, durumu anlatmak için uygun bir kavram. Gerekli alanlarda ülkenin önünü açacak politik hamlelerin yapılamaması, sorunları kronikleştiriyor ve çözümü daha zor hale getiriyor.
İran’da Yaşananların Sorumlusu Kim?
İran’da 28 Aralık’ta başlayarak yaklaşık 3 hafta süreyle yoğun şekilde devam eden protestolar, geride büyük bir yıkım, yüksek sayıda can kaybı ve birçok önemli tartışma bıraktı. Hayatını kaybedenlerin sayısının önceki protestolardan çok daha fazla olması dışında bu protesto dalgası yapısal açıdan öncekilerden mahiyet ve kapsam itibarıyla çok farklı olmasa da özellikle meydana geldiği konjonktür, tartışmaların hararetini artırdı. Ancak tartışma konularına geçmeden önce, protestolara ilişkin altı çizilmesi gereken bazı hususlar bulunuyor.
Öncelikle belirli bir kitlenin sokaklara dökülerek protesto hareketi başlatması başlı başına önemli bir olay olsa da protestoların toplumun ne kadarında karşılık bulduğu konusunda aceleci sonuçlara varmamak icap ediyor. Genel olarak İran’a dair bu tarz koşullarda yapılan değerlendirmeler, rejim lehinde ya da aleyhinde büyük oranda ideolojik mülahazalara dayandığı için ihtiyat payını korumak gerekiyor. Nitekim daha önce birçok kez İran’da bir kesimin heyecanla desteklediği gösteriler diğer bir kesim tarafından endişeyle takip edilmişti. Bu nedenle ülkenin herhangi bir şekilde kaos ortamına düşmesini istemeyenlerin sayısının büyük çoğunluğu oluşturduğunu göz ardı etmemek ve protestoların İran’da ve İran ekseninde gündeme getirdiği tartışmalarda bunu dikkate almak gerekir.
İlk tartışma, ülkede internetin kesildiği 8 Ocak’tan itibaren tam olarak ne yaşandığıydı. Bu zaman zarfında bölge bölge protestoların şiddetini artırdığı ve güvenlik güçlerinin protestoculara sert karşılık vermesiyle binlerce kişinin hayatını kaybettiği kesin olsa da birçok soru halen tam olarak cevaplanabilmiş değil.
Diğer bir tartışma, protestoların İran-ABD-İsrail hattında zaten yüksek olan gerilimi nereye taşıyacağı oldu. Halihazırda ABD’nin hamleleri nedeniyle özellikle de ABD Merkez Komutanlığının (CENTCOM), USS Abraham Lincoln (CVN 72) uçak gemisinin Ortadoğu’ya konuşlandığını duyurmasıyla gerilim daha da tırmandı. ABD Başkanı Donald Trump’ın ifadesiyle süreç “akışkan” ve hangi yöne gideceği şu an için net değil.
Üçüncü ve bu yazının konusunu oluşturan tartışma konusu ise meydana gelen olaylardan kimin sorumluğu olduğudur. İran’da bu konu önümüzdeki süreçte yoğun olarak tartışılacak ve mevcut durumda güvenlik tehditleri nedeniyle kader birliği etmiş olan İslam Cumhuriyeti elitleri arasında çatlaklara neden olacaktır. Sorumluluğun kimde olduğu sorusu protestocuların talep ve şikayetlerinin ne olduğuyla doğrudan bağlantılı olduğu için öncelikle konunun bu boyutuna temas etmek yerinde olacaktır.
Kim Ne İstiyor?
İran toplumu tek tip bir toplum olmadığı için talepler de yaş, sosyoekonomik durum, politik görüş ve kolektif kimlik gibi değişkenlere bağlı olarak farklılık arz ediyor. Ancak ekonomik şikayetler toplumun birçok sınıf ve katmanının ortak zeminini teşkil ediyor. Nitekim protestoların çıkış noktasında, genel ekonomik gidişat ve döviz kurundaki önlenemez artış etkili olmuştu. Zaten işsizlik, özellikle büyük kentlerde yaşanan konut krizi ve hissedilen yüksek enflasyon gibi ekonomik sorunlar ülkede sık sık gündeme gelen konular arasında yer alıyor. Özellikle gençlerin kendilerine İran’da bir gelecek göremedikleri için yurt dışına göç ettiği ya da etmek istediği de sık sık gündeme gelen konulardan bir diğeri.
Diğer yandan insanların yaşam koşullarının elverişsiz hale gelmesiyle oluşan tepki, siyasal hoşnutsuzlukların etkisiyle katlanıyor. Bu nedenle örneğin Körfez’in Arap devletlerinin çoğunda görülen kısıtlı siyasal özgürlüklere dair hoşnutsuzluklardan kaynaklı potansiyel sorunların görece yaygın bir refahla giderilmeye çalışıldığı bir denge hali İran’da bulunmuyor. Diğer bir ifadeyle İran “otoriter pazarlık” (authoritarian bargain) için gerekli ekonomik imkanlara sahip değil.
Bu noktada elbette İran’ın ekonomik sorunları kadar, uzun bir siyasallaşma geçmişi olan ve politik olarak da güçlü bir toplum yapısına sahip olmasının etkisi de göz ardı edilmemelidir. Sorun da tam olarak burada ortaya çıkıyor: İran’ı yönetenler, toplumun büyüyen bir bölümünün ekonomik taleplerine cevap verecek politikalar geliştiremediği gibi siyasal beklentilerini de karşılayamıyor. İran’da yaşanan son protestolar da ekonomiyle siyaset arasındaki bu girift ilişkiyi tekrar gözler önüne serdi. Peki sorumluluk kimde?
Sorumlu Kim?
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Ekim 2025’te Urumiye’de yaptığı bir konuşmada ülkesindeki ekonomik sistemi ve yetkilileri eleştirerek şu ifadeleri kullanmıştı: “Türkiye’nin petrolü ve gazı yok, Japonya ve Kore’nin de yok. Onlar petrol satın alıyor ama durumları bizden daha iyi, yaşam koşulları da çok iyi. Bizim petrol ve gazımız var ama açız. Sorunlarımız var. Peki sorun nerede?” Devamında Pezeşkiyan “Sorun bizde. Nasıl oluyor da hem petrol ve gaz satıyoruz hem de halk sıkıntı çekiyor? Suç bizde.” ifadelerini kullanmıştı.
İran’ın sorunlarının basit bir ifade şekli olmasa da “siyasetsizlik”, durumu anlatmak için uygun bir kavram. Gerekli alanlarda ülkenin önünü açacak politik hamlelerin yapılamaması, sorunları kronikleştiriyor ve çözümü daha zor hale getiriyor. Nitekim Pezeşkiyan’ın protestoların başlamasının hemen ardından can havliyle bazı kararların alındığını ve alınacağını söylemesi, bunun basit bir dışa vurumu. İran’da çeşitli resmi kurumların ürettiği raporlarda da bu noktaya işaret edilerek özellikle ekonomi politikalarının günü kurtarmaya dönük, reaktif ve sürdürülebilirlikten uzak olduğu üzerinde duruluyor.
Üzerinde durulan konulardan bir diğeri de İran ekonomisi üzerindeki ABD baskısı. Nitekim ABD, son protestolarda da görüldüğü üzere İranlı yetkililerin ülkelerinin başına gelenlerden dolayı sık sık sorumlu tuttuğu bir ülke.
İran Devrim Rehberi Ali Hameney, 18 Ocak’ta yaptığı bir konuşmada yaşananlardan ABD’nin sorumlu olduğunu söyleyerek “ABD Başkanı’nı, İran’daki can kayıpları, zararlar ve iftiralardan dolayı suçlu buluyoruz” ifadelerini kullandı ve ekledi: “Amerika’nın son isyandaki amacının İran’ı yutmak olduğunu kesin olarak söylüyorum. Geçmişteki isyanlarda Batı medyası müdahale etmişti ancak bu sefer ABD Başkanı bizzat isyancıları cesaretlendirdi.”
İranlı yetkililer de yaptıkları çeşitli açıklamalarda protesto dalgasının Haziran 2025’teki askeri saldırıların bir devamı olduğunu öne sürdüler. Görüldüğü kadarıyla İranlı yetkilileri bu bağlamda tedirgin eden bir etken daha var: İran’da artan ABD etkisi!
Bu karmaşık olgunun çeşitli boyutları var. Ancak İslam Devrimi ilkelerinin belirli prensip ve sloganlarının toplumun büyük kesimi nezdinde geçerliliğini yitirmesi ve sosyal medyanın yoğun kullanımıyla birlikte İran’da özellikle gençlerin dış etkiye ve bilhassa ABD etkisine çok açık olduğu görülüyor. Hameney’in Trump’ı İran’daki can kayıplarından sorumlu tutmasının arkasında da bu var. İran’da yıllar içinde meydana gelen protestolarda ABD’nin İran toplumunu bir şekilde etkileme gücü artıyor. Hameney’in ima ettiği şey de protestocuların bir bölümünün ABD’nin cesaretlendirmesiyle sokaklara döküldüğü ve şiddete başvurduğu.
Dahası bu kesim, düşünüldüğü gibi etnik ya da mezhep azınlıklarından değil daha ziyade İran’da ortalama kimlikteki genç bireylerden oluşuyor. Bu kesimin sayısının arttığı da ortada. Politik ve ekonomik sorunların varlığı, zihnen ve ruhen mevcut siyasal sistemden kopmuş bulunan bu kesimi hem genişletiyor hem de daha radikal hale getiriyor.
Hameney, bundan birkaç ay önce Kasım 2025’te, 4 Kasım 1979’da ABD elçiliğine baskın yapılmasının yıl dönümü olarak İran’da her sene kutlanılan Küresel Emperyalizme Karşı Mücadele Günü vesilesiyle, öğrencilere yaptığı konuşmada ABD’nin İran için ne kadar tehlikeli bir düşman olduğunu yineledikten sonra şunları söylemişti: “Bu sıkıntılı zamanlarda, gençlerimiz ancak içsel ve dini yönden güçlü olduklarında, ilahi güce inandıklarında ve ona güvendiklerinde kelimenin tam anlamıyla ‘Amerika’ya ölüm’ diyebilir ve dönemin firavunlarının gücüne ve zulmüne karşı durabilirler.”
Belki İran’ın Devrim Rehberi değil ama halkla daha içli dışı olan üst düzey yöneticileri artık bu sözlerin gerçek bir karşılığının olmadığını ve insanların sorunların çözümünü sloganlarda değil siyasette aradığını biliyor. Son protesto dalgası, bu açıdan İran müesses nizamı için sarsıcı bir ders oldu. İran’da asıl sorumluluk, geride kalan yıllarda ülkenin çözüm bekleyen politik ve ekonomik sorunları konusunda etkin ve ikna edici bir siyaset geliştiremeyenlerdeydi. Mevcut durumda yine siyaset üretilemezse de bundan karar alıcılar sorumlu olacak.
Bu yazı ilk olarak Kriter Dergisi'nin Şubat 2026 sayısında yayımlandı.