İran’da önemli bölümü müesses nizama yakın isimlerden oluşan bir kesim İsrail’e karşı etkili bir misilleme yapma çağrısında bulunurken reformcuların başını çektiği diğer kesim Tahran’ın temkinli davranması ve İran’ı büyük bir savaşın içine çekmeye çalışan Netanyahu’nun tuzağına düşmemesi gerektiğini savunmaktadır.
İsmail Heniyye Suikastı İran Açısından Ne Anlama Geliyor?
Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Heniyye suikastının üzerinden neredeyse bir hafta geçmesine rağmen İran’dan suikastın nasıl gerçekleştiğine dair aydınlatıcı bir açıklama gelmedi. Bu nedenle suikastın ayrıntılarına ilişkin soru işaretleri hala devam ediyor. Bazı uluslararası yayın organları, İsmail Heniyye’nin kaldığı konuta aylar öncesinden yerleştirilen bombanın uzaktan kumandayla patlatıldığını öne sürerken İran tarafı bu iddiaları reddediyor. İran medyasında çıkan haberlerde ise Heniyye’nin ikamet ettiği konutun roket veya füzeyle vurulduğu iddia ediliyor. Suikastla ilgili şu ana kadar en ayrıntılı açıklama Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından yapıldı. DMO’nun 3 Ağustos Cumartesi günü yaptığı açıklamada, suikastın 7 kilogram savaş başlığı taşıyan kısa menzilli bir roketle gerçekleştirildiği belirtildi. İlgili açıklamada “Yapılan araştırmalara göre bu terör eylemi, 7 kilogramlık savaş başlığı taşıyan kısa menzilli bir roketin misafirlerin konakladığı alanın dışından ateşlenmesiyle gerçekleşmiştir. Şehit İsmail Heniyye’nin intikamı uygun zaman ve yerde kesinlikle alınacaktır.” ifadelerine yer verildi. Suikastın ertesi günü Tahran’da basın toplantısı düzenleyen Hamas’ın Siyasi Büro üyesi Halil el-Hayye de benzer iddiaları gündeme getirmişti. Diğer yandan, İran’da bazı çevrelerce dillendirilen İsmail Heniyye’nin kaldığı konutun İran sınırı dışından fırlatılan füzeyle hedef alındığı yönündeki iddialar, İran istihbarat ve güvenlik birimlerinin başarısızlıklarını örtmeye yönelik bir çaba gibi görülüyor.
İranlı makamların bu tür suikast ve sabotaj saldırılarında yeterince şeffaf davranmadıkları biliniyor. Bu durum, İran’da meydana gelen bu tür olaylar hakkında doğru bilgiye erişmeyi zorlaştırdığı gibi İranlı makamların güvenirliğini de zedeliyor. Bu anlamda DMO tarafından yapılan açıklamanın gerçeği mi yansıttığını yoksa uluslararası basın tarafından ortaya atılan iddiaları yalanlamak için siyasi bir amaçla mı servis edildiğini kesin olarak saptamak zordur. Ancak her halükârda İsmail Heniyye suikastı, İsrail açısından dikkatle kurgulanmış “başarılı” bir operasyon olduğu kadar İran istihbarat ve güvenlik birimleri açısından büyük bir zafiyet göstergesidir.
Suikastın Gösterdikleri
İsmail Heniyye suikastı İran açısından iki önemli gerçeği gözler önüne sermiştir. Birincisi bu suikast, nasıl gerçekleştirildiğinden bağımsız olarak İsrail istihbarat unsurlarının İran içerisindeki nüfuzunun göz ardı edilemez bir boyuta ulaştığını göstermektedir. İsrail uzun yıllardır İran içerisinde çeşitli sofistike suikast ve sabotaj operasyonları düzenlemektedir. İran’ın nükleer faaliyetlerine ilişkin gizli belgelerin 2018’de çalınarak İsrail’e götürülmesi, 2020’de nükleer programın mimarlarından biri olan Muhsin Fahrizade’ye yine Tahran’da düzenlenen suikast ve önemli askeri ve nükleer tesislere sık sık düzenlenen sabotaj saldırıları, son yıllarda İsrail istihbaratı tarafından İran içerisinde gerçekleştirilen operasyonların bazılarıdır. İsrail istihbarat unsurlarının İran’ın istihbarat ve güvenlik bürokrasisine sızdığı gerçeği, zaman zaman İranlı yetkililerin bile açıkça itiraf ettiği veya dikkat çektiği bir konudur. Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad 2021 yılındaki bir röportajında kendi döneminde İstihbarat Bakanlığı’nda çalışan İsrail’den sorumlu en üst düzey yetkilinin İsrail casusu olduğunu savunmuştu. Aynı doğrultuda benzer bir uyarı da “Mossad’ın İran istihbarat ve güvenlik birimlerindeki nüfuzu, İslam Cumhuriyeti yetkililerinin hayatlarından endişe etmesini gerektirecek seviyeye ulaştı.” İfadelerini kullanan eski İstihbarat Bakanı Ali Yunusi’den gelmişti. Dolayısıyla İsmail Heniyye suikastı, İran’da yıllardır süregelen suikast ve sabotaj saldırılarının devamı niteliğinde olup İsrail’in İran içerisinde güçlü bir istihbarî ve operasyonel ağa sahip olduğunu göstermektedir.
İsmail Heniyye suikastının ortaya çıkardığı bir diğer gerçek ise 7 Ekim’den bu yana İran’ın İsrail’e karşı caydırıcılığında oluşan erozyon olmuştur. İranlı yetkililer, ülkelerinin İsrail’in 1 Nisan 2024’te İran’ın Şam Büyükelçiliği kompleksinde bulunan konsolosluk binasına düzenlediği saldırıya misilleme olarak yaklaşık iki hafta sonra 13 Nisan’da gerçekleştirdiği Sadık Vaat Operasyonu’nun ardından, İran’ın İsrail’den gelecek herhangi bir saldırıya karşı doğrudan misillemede bulunacağı yeni bir yöntem benimsediğini açıklamışlardı. Ancak bu suikastla birlikte İranlı yetkililerin iddialarının aksine Sadık Vaat Operasyonu’nun İran’ın İsrail’e karşı caydırıcılığını yeniden tesis etmekte başarısız olduğu ortaya çıkmıştır. Diğer bir ifadeyle Sadık Vaat Operasyonu, geçici taktiksel başarısına rağmen İsrail’in İran topraklarında operasyon yapmasını engelleyememiştir. Bu da İran’ın bakış açısına göre, Tahran’ın İsrail’e karşı caydırıcılığını yeniden tesis etmek için çok daha kararlı ve etkili bir yanıt vermesi gerektiği anlamına gelmektedir.
İran’ın Olası Tepkisi
İran’daki en yetkili isim olan Devrim Rehberi Ali Hamenei, Heniyye’nin suikasta uğradığı 31 Temmuz Çarşamba günü yayımladığı mesajda, suikasttan İsrail’i sorumlu tutarak mutlaka intikam alacaklarını söyledi. Aynı şekilde İran medyasına göre, Tel Aviv ile Tahran arasında arabuluculuk yapmak amacıyla 5 Ağustos’ta Tahran’a resmi bir ziyaret gerçekleştiren Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi’ye hem Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan hem Dışişleri Bakan Vekili Ali Bakıri Keni tarafından “İran’ın yanıtının kaçınılmaz olduğu” iletildi. Bütün açıklamalar Tahran’ın kesin olarak misillemede bulunacağına işaret ediyor. Ancak olası misillemenin zaman, kapsam ve şiddeti konusunda öngörüde bulunmanın güç olduğunu belirtmek gerekmektedir. İran’da önemli bölümü müesses nizama yakın isimlerden oluşan bir kesim İsrail’e karşı etkili bir misilleme yapma çağrısında bulunurken reformcuların başını çektiği diğer kesim Tahran’ın temkinli davranması ve İran’ı büyük bir savaşın içine çekmeye çalışan Netanyahu’nun tuzağına düşmemesi gerektiğini savunmaktadır.
İran’ın 13 Nisan’daki misillemesi, kayıtlara İran’ın İsrail’i doğrudan hedef aldığı ilk restleşme olarak geçmişti. Ancak Sadık Vaat Operasyonu’nun İsrail’i gelecekte İran’a karşı “ayağını denk almaya” zorlayacağını düşünen İran’ın Sadık Vaat Operasyonu’ndan beklediği sonucu alamadığı görüldü. Ortaya çıkan bu manzara, İran’ın olası misillemesinin çok daha sert olacağını düşündürmektedir. Nitekim yönetime yakın kaynaklar, Tahran’ın Sadık Vaat Operasyonundan daha şiddetli bir misilleme yapmaya karar verdiğini ve bunun, yöntem, taktik, kullanılan araç ve hedef bakımından Sadık Vaat Operasyonu’ndan farklı olacağını belirtmektedir. İran’ın misilleme planında başta Hizbullah olmak üzere “direniş cephesi” unsurlarının de önemli bir rol üstleneceği ve Tahran’ın takip eden süreçte çatışmanın tırmanma riskine karşı hazırlık yaptığı iddia edilmektedir ki bu da gerilimin müteakip seyrini, Tahran’ın misillemesinden ziyade İsrail’in buna vereceği yanıt olduğunu göstermektedir.