İsrail’le Tırmanan Gerilim İran’ı Nükleer Silaha Yöneltebilir

İsrail’le Tırmanan Gerilim İran’ı Nükleer Silaha Yöneltebilir
Tahran’ın perspektifinden İran’ın nükleer silah edinmesi, İsrail ve müttefiklerinin konvansiyonel üstünlüğünü ortadan kaldırarak İran’ın güvenliğini sağlayacak etkili bir adım olarak görülüyor.
Yazı boyutunu buradan ayarlayabilirsiniz

İran ile İsrail arasında son günlerde tırmanan gerilim, İran’ın nükleer doktrininde bir değişiklik yapıp yapmayacağı sorusunu gündeme getiriyor. İki ülke arasındaki gerilim daha önce benzeri görülmemiş biçimde tırmanırken ilk kez bir İranlı yetkili; İsrail’in, İran’ın nükleer tesislerine saldırması hâlinde Tahran’ın nükleer doktrin ve politikalarını gözden geçirebileceğini söyledi. İran’ın nükleer tesislerinin korunmasından ve güvenliğinden sorumlu Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Ahmed Haktaleb, 18 Nisan’da İran devlet televizyonunda yayımlanan açıklamasında “İran’ın, nükleer doktrinini ve ülkenin nükleer programının yalnızca barışçıl amaçlı olduğu yönündeki geçmiş değerlendirmelerini değiştirebileceğini” ifade etti. Haktaleb’in açıklamasından 1 gün sonra İran’ın en önemli nükleer tesislerinden biri olan Natanz’ın bulunduğu Isfahan’da bir dizi patlama meydana geldi. İranlı yetkililer, İran hava sahasında herhangi bir düşman uçağının tespit edilmediğini ve Isfahan üzerinde uçan birkaç cisme ateş edildiğini belirtirken İsrailli kaynaklar, Natanz Nükleer Tesisinin yakınında bulunan askerî üslerin uzun menzilli füzelerle hedef alındığını açıkladı. Konuyla ilgili Jerusalem Post’ta İsrailli yetkililere dayandırılarak yayımlanan haberde, saldırının “İran’a zarar vermenin yanında İran’ın nükleer tesislerinin İsrail saldırılarına karşı ne kadar savunmasız durumda olduğunu ortaya koymak için tasarlandığı” belirtildi. İranlı yetkililer bu saldırıdan önce menşesi içeriden veya dışarıdan olmasına bakılmaksızın İran topraklarına yapılan herhangi bir saldırının, Tahran açısından kırmızı çizgi olduğunu belirterek sert karşılık verileceğini açıklamışlardı. Her iki taraftan gelen çelişkili açıklamalar, saldırının gerçek boyut ve etkisine ilişkin doğru bilgi edinmeyi zorlaştırıyor. Ancak bazı İranlı kaynaklar; İsrail’in, Natanz Nükleer Tesisini korumak üzere Isfahan’daki 8. Hava Üssü'ne konuşlandırılan S-300 radar sistemini imha ettiğini doğruluyor. Her hâlükârda Isfahan saldırısı, İsrail’in İran derinliklerine ulaşan istihbarat ve operasyonel yeteneğinin yanı sıra Tel Aviv’in, Tahran’ın 13 Nisan sonrası belirlediği yeni kırmızı çizgilerine pek de riayet etmeyeceğine işaret ediyor.

Güvenlik Teminatı Olarak Nükleer Silah

İran, sahip olduğu nükleer teknoloji kapasitesi ve zenginleştirilmiş uranyum stoku nedeniyle “nükleer eşik ülke” olarak kabul ediliyor. İran, ABD’nin 2018’de tek taraflı olarak Nükleer Anlaşma’dan çekilmesinden bu yana zenginleştirilmiş uranyum stokunu önemli ölçüde artırdı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının (UAEA) şubat ayında yayımladığı rapora göre İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoku Şubat 2024 itibarıyla 5.525 kilogramın (kg) üzerine çıktı. Bu miktar, İran’ın Kasım 2023’ten bu yana zenginleştirilmiş uranyum stokunu 1.000 kg’dan fazla artırdığı anlamına geliyor. Aynı raporda, İran’ın tahminî olarak %60 saflığa kadar zenginleştirilmiş 121,5 kg uranyuma sahip olduğu belirtiliyor. Bu rakamlar, uluslararası yaptırımların kaldırılması karşılığında Tahran’ın nükleer faaliyetlerini sınırlayan 2015 Nükleer Anlaşması kapsamında izin verilen %3,67 oranında zenginleştirilmiş 300 kg sınırını önemli ölçüde aşıyor. UAEA’nın değerlendirmesine göre %60 oranında zenginleştirilmiş yaklaşık 42 kg uranyum, teorik olarak bir “nükleer bomba” yapmaya yetiyor. Bu durumda İran’ın hâlihazırda en az üç nükleer bomba yapımına yetecek kadar zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğu söylenebilir. Güvenilir raporlara göre İran’ın silah sınıfı düzeyinde (%90) zenginleştirilmiş uranyum üretme süresi bir haftaya kadar düştü. Özetle gelinen noktada, İran’ın teknik kapasitesi göz önüne alındığında, nükleer silaha sahip devletler kulübüne girmek Tahran açısından sadece siyasi bir tercih meselesine dönüşmüş durumda. Bu doğrultuda İsrail ile son günlerde benzeri görülmemiş biçimde tırmanan gerilimin yarattığı tehdit algısının, İranlı siyasi seçkinleri nükleer eşiği aşmaya teşvik edebileceği düşünülüyor. Nitekim İsrail ile tırmanan gerilime paralel olarak İran’da nükleer silahın gerekliliği hakkındaki tartışmalar gözle görülür biçimde arttı. Bir zamanlar Devrim Rehberi’nin fetvası gerekçe gösterilerek geçiştirilen nükleer silah konusu artık İran’da devlet televizyonlarında konuşuluyor; önemli isimler, İran’ın nükleer silah edinmesiyle ilgili sorulara muhatap oluyor. Örneğin Ocak 2024’te, İran devlet televizyonunda canlı yayımlanan bir programa katılan İran Atom Enerjisi Kurumu (İAEK) Başkanı Muhammed İslami’ye, İsrail’in nükleer silaha sahip olduğu ve son dönemde İran’a yönelik tehditlerinin giderek arttığı hatırlatılarak “İran’ın nükleer silah edinmesinin veya en azından nükleer test yapmasının zamanının gelip gelmediği” soruldu. İslami, İran’ın savunma doktrininde nükleer silahın yerinin olmadığını belirtirken konunun İran devlet televizyonunda gündeme gelmesi, nükleer silah edinimiyle ilgili tartışmaların eriştiği boyutu gösteriyor. Benzer bir soru da İslami’den kısa bir süre sonra televizyona çıkan eski İAEK Başkanı Ali Ekber Salihi’ye yöneltildi. İran nükleer programının güçlü savunucularından biri olan Salihi, İran’ın nükleer teknolojinin tüm aşamalarını geçtiğini söyledi. Geçmişte pek çok kritik görev üstlenmiş müesses nizamın tanınmış figürlerinden biri olan Salihi, kendisine yöneltilen soruyu “Bir arabanın neye ihtiyacı olduğunu bir düşünün. Bir şasiye, bir motora, bir direksiyon simidine ihtiyacı var. Şanzımanı yaptık mı? Evet. Motoru yaptık mı? Evet. Fakat her biri kendi amacına hizmet ediyor.” şeklinde yanıtladı. Aynı şekilde Nükleer Anlaşma’nın mimarlarından ılımlı cepheye yakınlığıyla bilinen gazeteci Said Leylaz’ın “İsrail’in Şam’daki İran Konsolosluğuna saldırmasının, İran’ın nükleer bomba denememesi için son bahaneyi ortadan kaldırdığı” şeklindeki açıklaması, konuyla ilgili tartışmaların fitilini yeniden ateşledi. İran’ın nükleer silah edinmesi gerektiğini açıkça savunanların sayısı her geçen gün artıyor. Bu görüşü savunanlara göre İran’ın nükleer silah elde etmeden gerçek bir caydırıcı güç olması mümkün değil. Örneğin, Uluslararası İlişkiler Uzmanı Hoşeng Emir Ahmedi’ye göre İsrail’in nükleer silaha sahip olması, iki ülke arasındaki güç dengesinde önemli bir fark yaratıyor. İran önemli bir füze ve insansız hava aracı cephaneliğine sahip olsa da nükleer silah elde etmeden iki ülke arsında güç dengesinin sağlanamayacağını savunan Ahmedi; Tahran’a, Tel Aviv ile tırmanan gerilim fırsatını değerlendirip NPT (Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması) ve Nükleer Anlaşma’dan çekilerek bir an önce nükleer silah geliştirmesi gerektiği tavsiyesinde bulunuyor.

İran’ın 13 Nisan’da çok sayıda insansız hava aracı ve balistik füzeyle ilk kez İsrail’i doğrudan hedef alması; iki ülke arasındaki örtülü operasyonlar, hedefli hava saldırıları ve vekil güçlerin kullanılmasıyla karakterize edilen gölge savaşlarını tehlikeli bir aşamaya taşıdı. İran ile İsrail arasında tırmanan gerilime bağlı olarak İranlı siyasi seçkinlerin artan tehdit algısı, Tahran’ı nükleer eşiği aşmaya teşvik edebilir. Haktaleb’in çıkışı, Tahran yönetiminin nükleer silahlara ilişkin tutumunda kolayca değişikliğe gidebileceğine işaret ediyor. Tahran’ın perspektifinden İran’ın nükleer silah edinmesi, İsrail ve müttefiklerinin konvansiyonel üstünlüğünü ortadan kaldırarak İran’ın güvenliğini sağlayacak etkili bir adım olarak görülüyor. Dolayısıyla İran-İsrail-ABD üçgeninde gerilimin zirve yaptığı bugünlerde, İran’ın konvansiyonel yeteneğine önemli ölçüde darbe indiren veya İran’ın nükleer tesislerine yönelik etkili bir saldırı, Tahran’a beklediği fırsatı sunabilir.