İran-Suudi Arabistan uzlaşısına rağmen KİK için İran bir tehdit olmaya devam etmektedir. Bu noktada Türkiye ve Orta Asya devletleri ile ilişkiler daha stratejik hâle gelmiştir.
Küresel ve bölgesel düzeyde değişen jeopolitik ve jeoekonomik şartlar, düzenler ve dengeler de göz önüne alındığında Zengezur Koridoru inisiyatifinin gerçekleşmesi, geri döndürülemez ve alternatifsiz bir süreçtir.
Zengezur Koridoru sadece Hazar Geçişli Uluslararası Doğu-Batı Orta Koridoru’nun değil, aynı zamanda Kuzey-Güney Koridoru’nun da bileşeni olarak değerlendirilebilir.
Deprem nedeniyle Türkiye’nin ekonomik, toplumsal ve politik sorunlara gebe olduğunu vurgulayan İran basınında, “Deprem Erdoğan’ı enkaz altında bırakır.” söylemi hâkimdir.
Ukrayna savaşı ile şiddeti artan küresel enerji krizi ve enerji kaynaklarının dış politika amaçları doğrultusunda “araçsallaştırılması” Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için tedarikçi ülkelerin güvenirliğini ön plana çıkarmaktadır.
İran basını, Ankara-Şam ilişkilerinin normalleşmesinde Tahran’a ara buluculuk rolü atfetmeye çalışsa da Suriye üzerindeki egemenliğini kaybedeceği endişesi, Tahran’da tedirginlik yaratmaktadır.
Ankara-Şam, Şam-Abu Dabi ve Riyad hattında süren normalleşme adımlarını kaygıyla takip eden Tahran, gelişmelerin 12 yıldır Suriye’de oluşturduğu nüfuzuna nasıl yansıyacağı sorusunun cevabını arıyor.
İranlı analistlerin yazılarında ve söylemlerinde Türkiye’yi; NATO, ABD, İsrail ve Suudi Arabistan’ın yanında İran’ı bölmek isteyen bir “dış mihrak” olarak konumlandırdıkları görülmektedir.
Türkiye ulusal çıkarları gereği, Orta Doğu’nun iki önemli devleti olan Suudi Arabistan ve İran’a eşit mesafede yaklaşmaktadır.