Reformcular Umutlarını Nasıl ve Neden Yitirdi?

Reformcular Umutlarını Nasıl ve Neden Yitirdi?
Görsel @mehrnews
İran müesses nizamının güvenlikçi politikaları ve ekonomik durum; İran’ı, drone’ları ile balistik füzeleri olan ve nükleer güce sahip bir ülke yaparken diğer yandan içeriden kırılgan bir hâle dönüştürüyor.
Yazı boyutunu buradan ayarlayabilirsiniz
Araştırmacı Oral Toğa

Reformcular, 1 Mart Seçimlerine büyük bir hayal kırıklığı ve bundan kaynaklı tartışmalarla giriyor. Islahat Cephesi, seçimlerde birçok ilde adaylarının olmadığını ve hiçbir listeyi desteklemeyeceklerini açıkladı. Buna mukabil ılımlı reformcular ise seçimlere girilmesi gerektiğini ve boykot çağrılarının zarar verici olduğunu savunarak Islahat Cephesi’nin bu tavrına karşı keskin bir tavır aldı. Ilımlıların basın yayın organları, okları Islahat Cephesi’ne ve üyelerine yönelterek ardı sıra yayınlar yaptı. Muhafazakâr cenah ise bu durumu bir fırsat bilerek tartışmaları körükleyecek minvalde yayınlar yaptı ve röportajlar gerçekleştirdi.

Reformcuların başından beri en büyük endişesi, geçen seçimlerde olduğu gibi yine bir seçim mühendisliğine maruz kalıp saf dışı edilmekti. Nitekim öyle de oldu. Ne var ki Anayasayı Koruyucular Konseyinin (AKK) varoluş sebebi, seçimlerde bir çeşit mühendislik yapılmasıdır. Yani AKK, zaten her seçimde belli bir ideoloji ve siyaset doğrultusunda kararlar veriyor ve buna göre adayları belirliyor. Dolayısıyla İran’da seçim mühendisliği, görülmemiş bir konu değil. Eskiden Mahmud Ahmedinejad gibi daha sivri ve sistemle ters düşmüş figürleri eleyen bu sistem, bu kez reformcuları hedef tahtasına koymuş durumda. Reformcuların kendileri de bu durumu net bir şekilde gördüğünden geçen seneden itibaren nasıl bir yol izlemeleri gerektiği üzerine toplantılar yaptılar. “Güvenilir ve temiz adaylar belirlersek AKK’nin vetolarını aşabiliriz.” diyenler olduğu gibi hiçbir şekilde bu vetoların aşılamayacağını düşünenler de bulunmaktaydı.

Bu süreçte eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, reformcu cenah içerisinde en çok yüreklendirici konuşmalar yapan kişilerden biri oldu. 2023 Eylül ayında reformcu cenahtan birçok ismin bir arada bulunduğu bir toplantıda “Particiliği Şehit Beheşti’den öğrendik. O, Devrim’in başlangıcında parti kurmanın önemini vurguladı ve İslam Cumhuriyeti Partisini kurmayı başardı ki bu çok etkili oldu. Bu yolu sürdürmeliyiz. 2020 ve 2021 seçimlerinden sonra umutsuzluk ve hayal kırıklığı kokusu alınıyor. Görünüşe göre birçok insan kenara çekilmiş ve umutsuzluğa kapılmış durumda. Bu koşullarda partilerin üzerinde daha önemli bir rol bulunmaktadır.” demiştir. Ne var ki kendisinin AKK tarafından veto edilmesi, reformcular açısından değişen bir şeyin olmayacağını gösteren bir dip nokta oldu. Ruhani’nin ve birçok reformcu ismin gerek İslami Şûra Meclisi adaylıkları gerek Uzmanlar Meclisi adaylıklarının vetosundan sonra görüntünün aşağı yukarı nasıl olacağı ve tavrın ne yönde seyredeceği netleşerek boykot çağrıları iyiden iyiye yükselmeye başladı.

Ali Mutahhari ise kendisini ayrıştırarak dört ayrı partinin desteğini aldı ve “Seda-yı Millet” (Milletin Sesi) adında bir liste oluşturdu. Kargozaran-ı Sazendegi, Nida-yı İraniyan, İtidal ve Tosi’e ve son olarak İtimad-ı Millî partileri bu listede Mutahhari’ye destek verdiler. Liste içerisinde birçok meslek grubundan ismin yanı sıra çok sayıda genç isme de yer verildi. Mutahhari “bağlantısız” ve “bağımsız” bir tavır takınmaya ve ılımlı çizgiyi hiçbir şekilde bozmamaya özen gösteriyor. Listesinin tanıtım toplantısında seçimlerin çok kritik olduğunu, bu seçimin hem İran için hem dünya için bir mesaj olacağını vurguladı. Mutahhari konuşmasında, başörtüsünün ülkenin öncelikli meselesi olmadığına yönelik mesajlar vererek müesses nizama da göndermede bulunmayı ihmal etmedi.

Mutahhari ana hatlarıyla fikirlerini “Çözüm; slogan atmaktan uzak durmak, ılımlı ve akılcı olan kişilere oy vermek ve zamanla Mecliste bir açıklık oluşturarak değişim ve reform ortamını yaratmaktır. Eğer Mecliste ılımlı bir azınlık oluşursa bu durum, ılımlı ve etkin bir hükûmetin işbaşına gelmesi için zemin hazırlayabilir. Halk sistemde temel bir değişiklik istemiyor, sadece yapısal reformlar talep ediyor.” sözleriyle özetliyor. Bu sözler de zaten reformcular arasındaki sınırı net bir şekilde belirliyor. Zira artık Islahat Cephesi’yle birlikte vücuda gelmiş bir gruba göre seçimler gereksizdir ve halkın iradesinden çok uzak bir hâl almıştır. Tabiri caizse “kendin çal kendin oyna” şekline gelen bu yapının hiçbir yerde var olma hakkı tanınmadığından seçimlere girmenin de bir anlamı yoktur. Islahat Cephesi de esasında bir “dönüş”ün peşinde bu sürece başlamıştı. Öyle ki 15 kişilik bir grup, 2023 Mayıs ayının son haftası bir araya gelip çatı örgütleri olan Islahat Cephesi’nin yönetici kadrosunu belirleyerek siyasi bir dönüş için umut tazelediler. Hatta toplantının organize edildiği gün, reformcuların bayrak ismi Muhammed Hatemi’nin iktidara geldiği 1997 Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin yıl dönümüne denk getirildi. Lakin bugün gelinen noktada ümitlerini tamamen yitirmiş durumdalar. Bu duruma karşı çıkan ılımlılar ise sistem dışına çıkmanın çözüm olmayacağını savunmakta. Sistemden dışarı çıkmak yerine az da olsa, azınlıkta da olsa varlık gösterip sistemin içinde kalınmasının daha isabetli olacağına dair bir inanç taşıyorlar. Gelinen noktada ise Mutahhari gibi isimler de bu düşüncenin temsilcisi durumundalar.

Bu Noktaya Nasıl Gelindi?

Reformcular, ülkede bir dönem “ilericilik” ile kendilerini özdeşleştirmekteydi. Bugün gelinen noktada ise sistem içerisinde âdeta bir var olma mücadelesi veriyorlar. Bu durum, Hatemi’nin zaferinden bu yana geçen 25 yılı aşkın sürede yaşananlara bakıldığında, reformcu cenahın serüveni açısından oldukça ilginç şeyler anlatıyor. Eğer konu tek başına İran iç siyasetine odaklı ele alınırsa yapılacak analiz eksik kalacaktır. Zira Hatemi iktidara geldiğinde, dünya henüz tek kutupluydu ve Amerika Birleşik Devletleri ne Afganistan’da ne de Irak’ta tam anlamıyla bir varlık göstermişti. Keza her eve internet henüz girmediği gibi cep telefonları bile daha henüz birkaç yıllıktı. Bugün ise herkes bilgisayarlarını ve internetini cebinde taşıyor. Enformasyonun dönüştürücü gücü her yerde olduğu gibi İran’da da şiddetle yaşanıyor. Bugün ise çok kutuplu dünya düzeninde kendisine yer arayan ve konjonktürü iyi değerlendirerek pozisyonunu güçlendirmek isteyen bir İran var. Müesses nizam bir yandan enformasyonun kitleler üzerindeki etkisine direnç göstermeye çalışırken diğer yandan bölgesel ve küresel gelişmelerde rüzgârı arkasına almaya çalışıyor. Her iki konu da güvenlikle alakalı olduğundan İran, dünyada olan bitenler kadar iç politikasındaki konuları da tamamen güvenlikçi bir perspektiften okuyor. “Güvenlik-Özgürlük İkilemi” denilen kavram dikkate alındığında “ıslahat” (reform), “diyalog”, “anlaşma”, “değişim” gibi sözcükler doğrudan tehditler için kapıyı aralamak olarak değerlendiriliyor.

Ahmedinejad Dönemi’nin yarattığı umutsuzluk ve 2009 Seçimleri sonrası Ahmedinejad’ın tekrar seçilmesiyle yaşanan toplumsal olaylardan sonra Ruhani hükûmeti, reformcular için bir “geri dönüş” olarak görüldü. Büyük ümitlerle girişilen diplomatik hamleler, Nükleer Anlaşma’nın imzalanması ve daha birçok gelişme bu umutları sıcak tuttu. Nitekim bunun bir yansıması olarak 2017 Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde %73’lük bir katılım gerçekleşti. Oyların %57,14’ünü (yaklaşık 24 milyon oy) alan Ruhani, yeniden cumhurbaşkanı seçildi. Ne var ki 2017’den sonra işler İran için tersine döndü. Reformcular açısından Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin ölümü yıkıcı bir sonuç yarattı. Nitekim yaşadığımız seçim süreci boyunca “Rafsancani eğer var olsaydı ne olurdu?” sorusu gazetelerce sıklıkla zikredildi. Ancak daha geniş bir perspektiften bakarsak Donald Trump’ın Nükleer Anlaşma’dan geri çekilmesiyle geri dönen yaptırımlar, ekonominin ağır bir şekilde zarar görmesi, fiyatların katlanması, yaşanan protestolar, Kasım Süleymani suikastı, koronavirüs salgını derken İran’da müesses nizam ipleri eline aldı ve reformcuları bu noktadan sonra saf dışı etmeye koyuldu.

Devrim Muhafızları Ordusunun (DMO) başı çektiği bu siyasi hamleler sonucunda 2020 ve 2021 seçimlerinde hiçbir kazaya mahal vermeyecek şekilde seçim mühendislikleri yaşandı. 2020’de Meclis, 2021’de ise Cumhurbaşkanlığı makamı basına yansıyan tabirle “inkılabî” bir yapıya dönüştürüldü. Ne var ki 2018’den beri yaşanan ve Mehsa Emini protestolarıyla zirve noktaya ulaşan olayların ardından artık halkın siyasete ilgisi gözle görünür seviyede kayboldu. Başka bir deyişle İran’daki siyasi kriz, reformcuların siyaset sahnesinde yer bulmasından farklı bir seviyede. Yaşanan vetolar ise bu çatlağı daha da derinleştiriyor. İran müesses nizamının güvenlikçi politikaları ve ekonomik durum; İran’ı, drone’ları ile balistik füzeleri olan ve nükleer güce sahip bir ülke yaparken diğer yandan içeriden kırılgan bir hâle dönüştürüyor.