Cenevre Görüşmesinden Ne Çıktı?

Cenevre Görüşmesinden Ne Çıktı?
Cenevre turu, görüşmelerin kopmadığını gösterse de somut ve ölçülebilir bir iyimserlik üretmiş değildir.
Yazı boyutunu buradan ayarlayabilirsiniz

ABD ile İran 6 Şubat’ta başlayan temasların ardından ikinci görüşmeyi 17 Şubat Salı günü Cenevre’de gerçekleştirdi. Umman’ın arabulucu olduğu dolaylı temaslar yaklaşık 3,5-4 saat sürdü. Süreye ilişkin raporlar farklılık gösterse de görüşmenin tek oturumda tamamlandığı ve tarafların aynı gün şehirden ayrıldığı belirtildi.

Görüşme sonrasında her iki taraf da ilerleme kaydedildiğini ama anlaşma için zamana ihtiyaç olduğunu vurguladı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, önceki tura kıyasla başlıkların daha ciddi ele alındığını, görüşmenin daha yapıcı seyrettiğini ve “yol gösterici ilkeler” üzerinde genel bir mutabakat zemini oluştuğunu açıkladı. İran Dışişleri Bakanı bu zeminin bundan sonraki aşamada muhtemel bir anlaşma metni üzerinde çalışmaya imkân verdiğini, ancak metnin yazım aşamasında işin daha da zorlaşacağını söyledi.

Arakçi aynı zamanda, tarafların olası bir anlaşma metni üzerinde çalışması, hazırlanan taslakların karşılıklı olarak paylaşılması ve bu metinler değerlendirildikten sonra üçüncü tur için yeni bir tarihin belirlenmesi hususunda mutabık kaldıklarını ifade etti. ABD tarafına yakın kaynaklar ise bu taslak değişiminin yaklaşık iki hafta içinde gerçekleşmesinin beklendiğini açıkladı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Cenevre’de yaptığı açıklamada İran heyetinin ekonomik, nükleer ve hukuki uzmanlardan oluşan tam kadro ile müzakerelere katıldığını ve yaptırımların kaldırılmasının Tahran’ın temel önceliği olduğunu belirtti. İran’ın yaptırımlar ve nükleer konulardaki görüşlerinin karşı tarafa iletildiğini belirten Bekayi, görüşmelerde teknik ayrıntılara girildiğini de söyledi. Arabuluculuk yapan Umman tarafı ise görüşmelerin “somut ilerleme” ile tamamlandığını ve devamı için kapının açık olduğunu duyurdu.

ABD, kamuoyuna yönelik kapsamlı bir metin açıklamadı. Ancak Başkan Yardımcısı J.D. Vance görüşmenin ardından Fox News’e verdiği röportajda, İranlıların ABD Başkanı Donald Trump’ın belirlediği kırmızı çizgileri henüz kabul etmeye ve üzerinde çalışmaya istekli olmadıklarını, ancak müzakerelerin bazı yönlerden iyi gittiğini ve İranlıların tekrar görüşmeyi kabul ettiğini söyledi. Trump’ın kamuoyuna yansıyan beyanları esas alındığında, sözü edilen kırmızı çizginin “İran’ın zenginleştirme faaliyetini süresiz biçimde sıfırlaması” olduğu değerlendirilmektedir.

Müzakerelere paralel olarak ABD’nin bölgeye yönelik askerî yığınağının yoğun biçimde sürdürdüğü de göz ardı edilmemelidir. Bu yığınak müzakere sürecinin yalnızca diplomatik kanalla yürütülmediğini, aynı zamanda caydırıcılık ve baskı unsurlarının eşzamanlı devrede tutulduğunu göstermektedir.  

Görüşmenin İran basınına yansımaları

Görüşmenin İran basınına yansımasına bakıldığında, genel çerçevenin temkinli bir iyimserlik üzerine kurulduğu görülmektedir. Haber metinlerinde müzakerelerin artık genel siyasi beyanlar aşamasını geçtiğini, teknik ayrıntıların ve metin çalışmalarının gündeme geldiği vurgulanmaktadır. Bu durum İran medyasında sürecin olgunlaştığı şeklinde yorumlanıyorsa da kesin bir anlaşma havası yaratılmamıştır.

Bunun yanı sıra basında İranlı yetkililerin açıklamalarına da sıkça yer verilmektedir. Arakçi’nin “bir dizi yol gösterici ilke üzerinde genel mutabakat sağlandığı ve artık muhtemel bir anlaşma metnine girileceği” yönündeki ifadeleri öne çıkmaktadır. Ancak aynı açıklamada bunun hızlı bir anlaşma anlamına gelmediği vurgusunun da altı özellikle çizilmektedir. Bekayi’nin yaptırımların kaldırılmasını her türlü anlaşmanın ayrılmaz parçası olarak nitelemesi ise net bir kırmızı çizgi şeklinde aktarılmaktadır.

Köşe yazıları ve analizlerde ise mesele daha uzun vadeli ve stratejik bir çerçevede ele alınmakta, uzman görüşlerinde, mevcut müzakerelerin 2015’te imzalanan nükleer anlaşmadan farklı bir zeminde yürütüldüğü vurgulanmaktadır. O dönemde çok taraflı bir müzakere yapısı varken bugün sürecin doğrudan İran ile ABD arasında ve Umman arabuluculuğunda ilerlediğine dikkat çekilmektedir.

Bu analizlerde İran’ın temel yaklaşımı açık biçimde ortaya konulmaktadır. Buna göre nükleer alanda atılacak her adım, yaptırımların eş zamanlı ve somut biçimde kaldırılmasıyla birlikte düşünülmelidir.

Buna ek olarak, ABD’nin zaman zaman gündeme getirdiği askerî seçenek ve tehdit dili, birçok yorumda gerçek bir savaş hazırlığından çok, müzakere masasında psikolojik baskı kurma amacı taşıyan bir unsur olarak değerlendiriliyor. Genel kanaat, görüşmelerde belirli bir ilerleme kaydedildiği yönündedir. Ancak taraflar arasındaki temel görüş ayrılıkları nedeniyle pazarlığın daha zor ve daha hassas bir evreye girdiği belirtilmektedir.

Sonuç olarak, mevcut aşamada taraflardan gelen açıklamalar, geçen yılki müzakere turlarında kullanılan söylem kalıplarıyla belirgin bir benzerlik taşımaktadır. Beyanlar, gündemin ağırlıkla nükleer başlık etrafında şekillendiğine işaret etmekte, en azından şu aşamada kapsamın genişlediğine dair açık bir işaret vermemektedir. Kapsama ilişkin belirsizlik ise geçen yılki süreçte görülen muğlaklıkla örtüşmektedir. Bu nedenle Cenevre turu, görüşmelerin kopmadığını gösterse de somut ve ölçülebilir bir iyimserlik üretmiş değildir.

Bu turda İran’ın nükleer alanda çeşitli teklif paketleriyle masaya geldiği anlaşılmaktadır. Ancak Vance’in, Tahran’ın Trump’ın kırmızı çizgilerine henüz yaklaşmadığı yönündeki değerlendirmesi, sürecin gidişatına dair en kritik göstergelerden biri olarak öne çıkmaktadır. Kamuoyuna yansıyan açıklamalar dikkate alındığında, bu kırmızı çizginin fiilen süresiz ve tam bir “sıfır zenginleştirme” beklentisine karşılık geldiği değerlendirilebilir. İran’ın zenginleştirme hakkı konusunda geri adım atmaya niyetli olmadığı varsayıldığında, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya içinde dahi kısa sürede tıkanma riski güçlenmektedir.